AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantısı vesilesiyle, Ankara ’dan gelecek olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ve devletimizin kıymetli erkânını ilçemizde ağırlamanın onurunu yaşıyoruz. Onların heybelerinde ülkemizin geleceğine yön verecek büyük kararlar var; bizim heybemizde ise Sapanca’nın hikâyesi… Kulak vermeniz dileğiyle, hoş geldiniz.
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım…”
Yunus Emre’nin bu kadim çağrısından ilhamla;
AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantısı vesilesiyle
ilçemizi teşrif edecek olan devlet erkânını ağırlamaktan büyük bir onur duyuyoruz.
Bu kıymetli buluşmayı;
kadim mirasımızı, güçlü potansiyelimizi ve
geleceğe dair hedeflerimizi sizlerle paylaşmak için önemli bir fırsat olarak görüyoruz..
…
Biz Kimiz?
Biz;
farklı köklerden gelip aynı gönülde buluşan insanlarız.
Kafkaslar’ın duası, Karadeniz’in türküsü, Balkanlar’ın hatırası
ve Anadolu’nun kadim sesi, Sapanca’da tek bir hikâyeye dönüşmüştür.
Biz;
bir düğünde aynı halaya duran,
bir cenazede aynı duaya eğilen,
bir afet gününde aynı omuza yük olan insanlarız.
Bizim en büyük zenginliğimiz;
farklılıkları kardeşliğe dönüştüren yüreklerimizdir.
Bizim en büyük eserimiz;
birlikte yaşama kültürüdür.
…
Bizim Tarihimiz: Kadim Yolların Hafızası
Bazı şehirlerin tarihi kitaplarda yaşar.
Sapanca’nın tarihi ise yollarda yaşar.
Çünkü biz; yüzyıllar boyunca medeniyetlerin geçtiği,
kervanların soluklandığı,
seyyahların konakladığı,
dervişlerin huzur bulduğu bir kavşağın üzerinde kurulduk.
Bu yüzden Sapanca’nın hikâyesi yalnızca kendi hikâyesi değil,
Anadolu’nun hikâyesidir.
Bu toprakların hafızası bazen bir taşın sessizliğinde,
bazen bir çeşmenin suyunda,
bazen de yaşlı bir çınarın gölgesinde saklıdır.
Sanat Sokağı‘nda gün yüzüne çıkan Bizans izleri, bu uzun yolculuğun ilk selamıdır.
Kurtköy’deki kale kalıntıları, zamana karşı verilen sessiz bir nöbet gibidir.
Mimar Sinan’ın zarafetiyle yükselen Rüstem Paşa Camii ise yalnızca bir ibadethane değil; asırlardır insanların buluştuğu, konuştuğu ve aynı gökyüzüne bakarak dua ettiği bir hafızadır.
Hasan Fehmi Paşa Camii, Rahime Perestû Valide Sultan Camii ve geçmişten bugüne ulaşan nice eser; devletin, sanatın ve medeniyetin bu topraklarda bıraktığı izleri taşır.
Vecihi Orhon Kapusu, İpek Yolu’nun gölgesinde geçen yolcuların hikâyelerini fısıldarken; Sapanca Tren İstasyonu modern zamanların hafızasını taşır.
O istasyondan kimi zaman asker uğurlandı,
kimi zaman gurbetçiler döndü,
kimi zaman da yeni hayatlara doğru yolculuklar başladı.
Sapanca’nın tarihi yalnızca duvarlarda, kitabelerde ve eski yapılarda yaşamaz.
Asıl tarih; bu topraklarda yaşamış insanların hatıralarında yaşar.
Belki de bu yüzden Sapanca, üzerinden geçen onca zamana rağmen nezaketini,
sükûnetini ve yeşilini koruyabilmiş nadir yerlerden biridir.
…
Bizim İnsanımız
Bir şehri güzel yapan yalnızca gölü, dağı, ağacı değildir.
Bir şehri asıl güzel yapan, o manzaraya anlam veren insanlarıdır.
Sapanca’nın asıl serveti de budur.
Bizim insanımız, farklı kültürlerin aynı sofrada kardeş olabileceğini bilen insanlardır.
Bir yandan toprağı işler,
bir yandan misafir ağırlar,
bir yandan da memleketinin derdini kendi derdi gibi taşır.
Bu yüzden Sapanca’da komşuluk yalnızca kapı komşuluğu değildir;
gönül komşuluğudur.
İyi günlerde sevinç büyütülür,
zor günlerde yük paylaşılır.
Bir cenazede omuz veren de,
bir düğünde halaya duran da,
bir felakette ilk koşan da aynı insanlardır.
Bu topraklar yıllar boyunca öğretmenler, akademisyenler, sanatçılar, sporcular, girişimciler, bürokratlar ve devlet insanları yetiştirdi.
Kimi ülkenin dört bir yanında görev yaptı,
kimi uluslararası arenalarda bayrağımızı taşıdı,
kimi sessizce çalışarak bulunduğu yere değer kattı.
Fakat onların ortak bir yanı vardı:
Nereye giderlerse gitsinler,
yanlarında Sapanca’nın terbiyesini götürdüler.
Bizim insanımız;
başarısını gösterişe dönüştürmeyen,
misafirini baş tacı eden,
emeğe saygıyı bilen,
memleketini seven insandır.
Toprağı işlerken sabırlı,
çalışırken gayretli,
hizmet ederken fedakâr,
haksızlık karşısında ise Samanlı Dağları kadar vakurdur.
…
Bizim Soframız, Bizim Ezgimiz
Bir memleketi tanımanın en kısa yolu sofraya oturmak,
türküsüne kulak vermektir.
Çünkü insanın karakteri bazen bir lokmada,
bazen bir ezgide saklıdır.
Sapanca’nın hikâyesi de biraz böyledir.
Bizim soframız yalnızca karın doyurmaz;
insanları birbirine yakınlaştırır.
Kapımızı çalan misafire önce yer gösterilir, sonra ıhlamur konulur,
ardından da sofrada bir tabak daha açılır.
Çünkü biz biliriz ki paylaşılan ekmek küçülmez, bereketlenir.
Karalahananın kuzinede ağır ağır pişen kokusu,
mısır ekmeğinin sıcaklığı,
bahçeden toplanan ürünlerin tazeliği;
bu toprağın çalışkanlığını ve kanaatkârlığını anlatır.
Yoğun gündemlerin ve uzun toplantıların arasında
yolunuz bir anlığına Samanlı dağlarına düşerse,
size isli bir çaydanlıkta demlenmiş çay ikram etmek isteriz.
Çünkü bazen bir fincan çay,
uzun cümlelerin anlatamadığını anlatır.
Bizim ezgilerimiz de sofralarımız gibidir, birleştirir.
Bir Sapancalının doğumunda, düğününde, asker uğurlamasında,
bayramında ve şenliğinde mutlaka bir türkü yükselir.
Kimi zaman kemençenin neşeli sesi duyulur,
kimi zaman eski göç yollarından taşınan hüzünlü bir ezgi…
Cilveloy Nanayda…
Ama her biri aynı şeyi söyler:
Birlikte olursak güçlüyüz.
Birlikte olursak umutluyuz.
Birlikte olursak yarınlara daha güvenle yürürüz.
Belki de bu yüzden Sapanca’nın sofralarında yalnız yemek değil,
muhabbet paylaşılır;
ezgilerinde yalnız müzik değil, ortak hafıza yaşar.
…
Bizim Sevdamız ve Geleceğimiz
Sapanca’yı anlamak,
yalnızca bir coğrafyayı değil;
bir yaşam biçimini ve
bir emanet bilincini anlamaktır.
Çünkü bu topraklar önce bir hayat verir insana;
sonra onu koruma sorumluluğunu yükler.
Gölümüz nefes olur,
ormanlarımız yaşam olur,
dağlarımız ise bu şehrin karakterine dönüşür.
Ve biz, bu karakterin taşıyıcısı olarak en baştan bir yön seçeriz:
doğayı tüketerek değil, koruyarak kalkınmak.
Bu yüzden kalkınma anlayışımızın merkezinde sayılar değil, denge vardır.
Turizmi; sadece artan rakamların değil,
sürdürülebilirliğin belirlediği bir ufukla ele alıyoruz.
Ekolojik turizmi güçlendiren,
yerel üretimi destekleyen,
kültürel mirası koruyan ve
doğayla uyumlu yatırımları önceleyen bir gelecek inşa etmeyi hedefliyoruz.
Çünkü biliyoruz ki doğasını kaybeden şehir,
zamanla kendi kimliğini de kaybeder.
Bizim sevdamız,
işte bu olası kaybı engelleme iradesidir;
bugünü değil, yarını inşa etme kararlılığıdır.
Ve bu yüzden Sapanca’nın geleceği,
korunmuş bir doğa içinde büyüyen güçlü bir yaşam hikâyesi olmalıdır.
…
Bizim Heybemiz
Tarihimizi bildiniz…
İnsanımızı tanıdınız…
Soframıza, türkümüze, sevdamıza misafir oldunuz…
Şimdi ise bir ev sahibi olarak;
heybemizde taşıdığımız en kıymetli emaneti sizlerle paylaşmak isteriz:
“Sapanca; yalnızca bir ilçe değildir.
Marmara’nın nefesidir.
Binlerce insanın ekmeği,
milyonlarca insanın suyu,
çocuklarımızın yarına bırakacağı mirastır.”
Biz biliyoruz ki devlet aklı;
yalnız bugünü değil, yarını da inşa eder.
Bu sebeple dileğimiz;
Sapanca’nın geleceğine dair atılacak her adımda,
bu toprakların sesinin, insanının ve tabiatının da yol gösterici olmasıdır.
Bizim heybemizde makam talebi yoktur…
Ayrıcalık beklentisi yoktur…
Bizim heybemizde;
gölümüzün mavisi,
ormanlarımızın yeşili,
çocuklarımızın yarını ve
bu memlekete duyduğumuz derin sevda vardır.
Bugün ilçemizi teşrif eden Sayın Cumhurbaşkanımıza,
bakanlarımıza, milletvekillerimize ve
devletimizin kıymetli erkânına gönülden teşekkür ediyor;
Sapanca’nın selamını, duasını ve muhabbetini arz ediyoruz.
Yükünüz hafif, hizmetiniz daim olsun.
Hoş geldiniz…
