Kurtköy’ü anlamadan Sapanca’yı tam manasıyla kavramak kolay değildir. Çünkü bu topraklarda, sahibine ulaşmayı bekleyen binlerce yıllık bir selam var; ta Bitinya Kralı’ndan Belediye Başkan Yardımcısı Burak KOÇ’a uzanan… Biz; Kurtköy Kalesi’nin o yorgun taşlarını dinleyerek, Demir Kapı efsanesinin izini sürerek bir panorama çizmeye çalıştık. O kadim selamı hem anlamak hem de hakkıyla hatırlatmak için.
Herkes Sapanca’yı gölden ibaret sanır;
oysa asıl hikâye dağların kalbinde saklıdır.
İşte o kalbin adıdır Kurtköy.
Toprağını azıcık eşeleseniz altından kralların izi,
üstünden dedelerimizin alın teri çıkar.
Bitanya’dan Kalan Miras: Kurtköy
Kurtköy’ün geçmişi öyle üç-beş senelik değil, binlerce yıllıktır.
Zamanında Anadolu’nun en dişli krallıklarından Bitinya’lılar,
bu yamaçlara dev gibi bir kale kurmuşlar.
Düşmanın nefesini ensesinde hisseden krallar,
başı dumanlı dağlarda ki bu kaleye sığınmışlar.
Dilden dile dolaşan o meşhur Demir Kapı efsanesi de,
aslında o günlerden kalan bir sestir.
Ormanın en kuytu yerinde,
güneşin bile girmeye çekindiği o derinliklerde saklı duran kapı,
belki de bir Bitinya garnizonunun girişidir.
Bugün ormandaki o yosunlu taşlara elinizi sürerseniz,
koca bir tarihin sıcaklığını avucunuzda hissedersiniz.
Orhan Gazi’den Emanet: Kurtköy
Yıllar gelip geçmiş,
Bu sefer o dumanlı dağlarda
Orhan Gazi’nin fetih davulları yankılanmış.
Kurtköy o vakit; askerin nefeslendiği,
atların derelerden su içtiği bir durak olmuş.
İlk kez ‘Bismillah’ diyerek toprağa bırakılan tohumlar,
sadece karın doyurmakla kalmamış,
bu toprakları vatan sevgisiyle mayalamış.
Kurtköy artık sadece bir garnizon şehri değil,
her köşesine Osmanlı mührü vurulmuş,
kök saldığımız kadim bir yurt haline gelmiş.
Muhacirlerin Yuvası: Kurtköy
Devirler değişmiş, eski savaşlar bitmiş, yenileri başlamış.
Ama Kurtköy’ün ‘sığınak’ olma kaderi hiç değişmemiş.
Takvimler 93 Harbi’nin o puslu günlerini gösterdiğinde,
bu topraklar kapılarını bir kez daha hüzünle umut arasındaki o ince eşikte açmış.
Kafkasya’nın fırtınasından kopup gelen,
koca bir vatanı bir heybeye sığdırıp yollara düşen muhacirler için Kurtköy;
sadece bir sığınak değil,
yeniden can bulacakları ve toprağa tırnaklarıyla tutunup
kök salacakları sımsıcak bir kucak olmuş.
Yine önce dağlara güvenmişler;
Dibektaş’ın sarp ama güvenli yamaçlarını siper edinmişler.
Zamanla hayat, süzüle süzüle ovaya inmiş.
İşte o vakit,
insanla toprak arasında sessiz bir sözleşme yapılmış.
Toprak tırnakla kazılmış,
meyve ağaçları bir evlat gibi büyütülmüş.
Kurtköy artık sadece fırtınadan kaçanların saklandığı bir kale değil;
el ele verip gelenlerin alın teriyle yoğurduğu bir yuva olmuş.
Cumhuriyet’in Meyve Bahçesi: Kurtköy
Kurtköy’ün asıl şahlanışı,
Cumhuriyet’in o taze ve umut dolu günlerinde başlamış.
Peygamber müjdesine nail olmuş o aziz şehrin hemen yanı başında;
savaşlardan yorgun,
yokluktan bitap düşmüş bir memleketin tam ortasında,
Kurtköylünün umudu her daim şu yaslandıkları dağlar gibi dimdik durmuş.
Cihanın elini eteğini çektiği o en dar vakitlerde bile,
onların eli toprağın göğsünden hiç eksilmemiş;
vatan belledikleri bu yamacı ne bir gün aç,
ne de bir an sahipsiz bırakmışlar.
O yıllarda Kurtköy demek,
toprağın bayram etmesi demekmiş.
İpekböcekçiliği öyle bir nam salmış ki,
her evde beyaz bir umut dokunmuş.
Dalları meyve yükünden diz çöküp yere değen ağaçların bereketi, sınırları aşmış.
Ceviz ağaçlarının serin gölgesinde sadece günlük havadisler konuşulmazmış.
O gölgelikler, aslında ayağa kalkmış bir memleketin
istikbal hayallerinin kurulduğu birer meclismiş.
İmece usulüyle; ‘senin elin, benim omzum’ diyerek ne planlar yapılmış,
ne büyük sözler verilmiş o koyu gölgelerde.
Kurtköylü için o ağaçlar sadece meyve değil,
bir memleketin dirilişine şahitlik eden kadim sırdaşlarmış.
Dağın o sarp yamaçlarından süzülüp gelen dirençli göçmen ruhu,
Cumhuriyet’in hür nefesiyle birleşince;
dilden dile dolaşan, yüreklere kazınan o büyük söz yükselmiş:
‘Bu toprak bize vatan oldu, biz de bu toprağa can olacağız.’
O günden sonra Kurtköylü attığı her adımda,
diktiği her fidanda bu söze sadık kalmış;
toprağı sadece işlememiş,
ona kendi ruhundan bir parça üflemiş.
Bizim: Kurtköy
1980’lerin sonunda çizilen o 551 parselin her birinde
koca hayatların saklı olduğunu bilmelisiniz.
Parsel numaraları değişse de, kader birliği hiç değişmemiş;
bir düğünün horonu, bir cenazenin vakur hüznü
insanları birbirine görünmez bağlar ile bağlamış.
Kurtköylü olmak,
sadece bir adreste oturmak,
bir kapı numarasına sahip olmak değildir.
Kurtköylü olmak;
ormanın derinlerinden gelen o kadim fısıltıyı bir dost gibi dinlemek,
sofrasına oturan hiç kimseye ‘yabancı’ gözüyle bakmamaktır.
Burası; ekmeğin bölüşüldüğü,
selamın bir emanet gibi taşındığı ve
kimsenin kendini gurbette hissetmediği koca bir misafirhanedir.
Eğer bir gün yolunuz buralara düşerse,
yapılacak en son şey sadece fotoğraf çekip gitmektir.
Yukarılara, o kadim dağlara doğru yürüyün;
kalenin yorgun taşlarında binlerce yıllık direnci hissedin.
Sonra fırından yeni çıkmış;
üstü bereketli topraklar gibi yer yer çatlamış,
emeğin sıcaklığıyla hafifçe yanmış mısır ekmeğinin kokusunu içinize çekin
ve yanına da bu dağların sertliğine kafa tutan karalahananın tadını katık edin.
İşte o zaman anlarsınız ki;
Kurtköy, tarihe ve samimiyete açılan “Demir Kapı” dır.
Selamın Muhattabı: Kurtköy
Bu panorama,
binlerce yıldır sahibini arayan kadim bir selamın yankısıdır.
O selamın muhatabı ise Kurtköy adına Burak KOÇ ‘tur.
Çünkü o;
daha 2019 yılında belediye meclis üyesiyken ‘Kurtköy Kalesi’ni Turizme Kazandıralım’ diyerek ortaya bir irade koymuş,
adeta bu kadim selamı kendi rızasıyla üstlenmiştir.
Bugün kendisi Belediye Başkan Yardımcısı koltuğunda oturuyor;
haliyle ondan beklentimiz nettir:
“O gün mecliste verdiği önergenin arkasında durma vaktidir.
Kurtköy Kalesi artık toprak altında mahzun kalmasın;
bu kadim tarih gün yüzüne çıksın.”
Çünkü bu, sadece bir turizm projesi değil;
Kurtköy’ün binlerce yıllık tarihine yapılacak en büyük iade-i itibardır.
Kaynak
Burak KOÇ kimdir?
Sapanca Kurtköy’de Arazi Kullanımı ve Yerleşimin Evrimi
Sapanca Kurtköy Kale Kalıntıları
Sapanca Gazetesi
Mısır Ekmeği ve Yoğurt: Sapanca’nın Sıra Dışı İkilisi
