Kamusal alandan sokaklara, kornaların öfkesinden klavye başındaki linçlere, hastane koridorlarından okul sıralarına kadar... Her yerde aynı "asabiyet" röntgeni: Kavga etmeyi gerçekten var olmak mı sanıyoruz?...
Sapanca’nın ruhunu görünür kılmak ancak ruhu olanların işidir. Onur Arapoğlu; Samanlı Dağları’nın zirvesinden Sapanca Gölü’nün derinliğine uzanan kadrajıyla, bu coğrafyanın saklı kalan tarafını ortaya çıkarıyor. Onun objektifine yansıyan bir su samuru ya da bir yaban izi; yalnızca estetik bir kare değil, bu toprakların hâlâ yaşadığının en dürüst kanıtıdır. Çünkü insan, ancak gördüğünü tanır, tanıdığını korur....
Yine savaşın nefesi, yine yıkımın gölgesi, yine ölümün sağır edici sessizliği... Küresel zulmün gölgesinde kendi kanlı krallıklarını kurmaya çalışanlara karşı, bir 'vicdan krallığı' kurmak mümkün mü? Kudüs’ten Sapanca Gölü kıyısına uzanan insan olma yolculuğunda; asıl kurtuluş, küçük ama sarsılmaz adımlarda olabilir mi? Sahi, bugün dünyayı daha iyi yapmak için attığınız o en küçük 'ilk' adım nedir?...
Sapanca birkaç manşet ile tüketilemez ama kendi hikâyesini anlatamazsa, başkalarının kaleminde eksik, yabancı, yanlış kalır. Sapanca üzerine çok söz söyleniyor; çoğu uzaktan yada aceleyle. İçeriden yükselen sesler ise gölün dalgaları gibi çabucak kayboluyor. Bu yazı ne sövgüdür ne de savunma. Bir durup, yakından bakma denemesidir. Çünkü konuşmak kolaydır, anlamak ise zor....
Sapanca; bir zamanlar doğanın kalbinde, kendi ritmiyle akan bir cennetti. Şimdi projelerle “kurtarılmak” istenen bir vitrin. Tatilci başrolde, yatırımcı sahne arkasında. Yerli halk ise sessizce en arka sırada, alkışlamasa da izlemeye mecbur. Eskiden huzur, bedava ve sınırsızdı. Şimdi rezervasyonlu, etiketli ve sezonluk. Doğa satışta. Sessizlik kiralık. Manzara hâlâ güzel ama anlamı artık başka....
Sapanca Gölü’nün çekilmesi elbette büyük bir tehlike. Ama gölden önce çekilen bir şey vardı Sapanca'da: SESSİZLİK. Susulması gereken yerde konuştuk, konuşulması gereken yerde sustuk. Artık ne duyduğumuz ses bize ait ne sustuğumuz sessizlik doğaya. Şimdi sadece gölün suyu çekiliyor Sapanca’dan… Belki de yarın biz....
Bir şehri bazen tek bir bakışla tanırsınız. Sapanca’ya atılan ilk bakış, otoban gişelerinin önündeki dönel kavşak ile başlayacak. Orası yalnızca bir yol ayrımı değil; gelen için sıcak bir merhaba, giden için unutulmaz bir hatıra olacak. Bu yüzden o kavşağa sadece peyzaj değil, anlam da ekleyebiliriz....
Aleyna Tütüncü’nün kaleminden dökülen bu yazı, yarım kalmış cümlelerin, kırık hatıraların ve içimize gömdüğümüz sessiz duyguların izini sürüyor. Çünkü hepimiz, bir yerlerde tamamlanmayı bekleyen hikâyeleriz. Ve belki de her şey, tam da burada samimi bir “merhaba” ile yeniden başlar....
Toprak kâr değil, hayat taşır. Ey Kapital... Ne çayımızın sıcaklığını hissettin, ne de derelerimizin türküsünü dinledin. Sapanca ’nın ruhuna oturdun ama çocuklarımızın umutlarına kulak vermedin. Dağlarımıza çıktın, ağaçlarımızın fısıltısını duymadın, nasırlı ellerimizi tutmadın....
Sevenine bayram, bilmeyene bir sır… Sapanca'nın mısır ekmeği ve yoğurtla olan sıradışı ilişkisi… Fırından yeni çıkmış, çatlamış mısır ekmeği; dışı kıtır, içi yumuşacık… Yanında serin, hafif ekşi yoğurt… Bir kaşık alıp, geçmişin saf anılarına doğru yolculuğa çıkmak gibi…...