Orhan BALKAYA … Nam-ı diğer Kankuloğlu. Batum’dan başlayan bir göç hikâyesi. 87 yıl boyunca Samanlı Dağları’nın gölgesine saldığı kök öyle derine indi ki, artık o sadece bir ailenin değil Sapanca’nın hikâyesi oldu....
Biz sizi, Mahmudiye’de, Hasan Fehmi Paşa Camii’nin avlusundan Sapanca’ya bakmaya davet ediyoruz. Aklın kalple hizalandığı, ahlâkın hevesi terbiye ettiği o kadim yerden bir dua etmeye; “Allah hevesimizi tazelesin” diye....
Sapanca’ya dair bildiğiniz tüm konaklama deneyimlerini bir kenara bırakın; çünkü genellikle tatil planı yaparken karşınıza çıkan “Lüks mü, yoksa huzur mu?” ikilemi burada tamamen son buluyor. Sapanca’nın en seçkin noktası Kırkpınar’da yükselen Kıyıcı Konakları, bungalovların dar alanlarına ve otellerin kalabalığına mahkûm kalmadan, 7+2 müstakil saray konforunda gerçek bir özgürlük sunuyor.......
Sapanca geceleri kimseyi korkutmaz ama kimseyi de dışarı çağırmaz. Gündüz turist kalabalığından nefesi daralan ilçe, gece olunca içine kapanır. Sokaklar birer birer sessizliğe gömülürken, Samanlı Dağları’ndaki ışıklar küstahlaşır. Ve işte o iki manzara arasındaki fark büyüdükçe, bir hüzün çöker Sapanca’ya. Çünkü, ilçenin ritmi gündüze mecbur, geceye kırgındır....
Kurtköy’ü anlamadan Sapanca’yı tam manasıyla kavramak kolay değildir. Çünkü bu topraklarda, sahibine ulaşmayı bekleyen binlerce yıllık bir selam var; ta Bitinya Kralı'ndan Belediye Başkan Yardımcısı Burak KOÇ’a uzanan… Biz; Kurtköy Kalesi’nin o yorgun taşlarını dinleyerek, Demir Kapı efsanesinin izini sürerek bir panorama çizmeye çalıştık. O kadim selamı hem anlamak hem de hakkıyla hatırlatmak için....
Sapanca birkaç manşet ile tüketilemez ama kendi hikâyesini anlatamazsa, başkalarının kaleminde eksik, yabancı, yanlış kalır. Sapanca üzerine çok söz söyleniyor; çoğu uzaktan yada aceleyle. İçeriden yükselen sesler ise gölün dalgaları gibi çabucak kayboluyor. Bu yazı ne sövgüdür ne de savunma. Bir durup, yakından bakma denemesidir. Çünkü konuşmak kolaydır, anlamak ise zor....
Hayatımıza sıkça “değişim” adı altında yeni kararlar giriyor. Kâğıt üzerinde her şey yasal, planlı ve mantıklı görünse de, sahada aynı karşılığı bulmuyor; değişim ile yaşam arasındaki bağ kopuyor. Bu kopukluk ilerleme vaadini zayıflatıyor, toplumsal dokuyu inceltiyor, aidiyet duygusunu sessizce aşındırıyor. Asıl soru şu: Neleri değiştirmemek gerek?...
1950’lerde Sapanca’ya gelen elektrik, kasabanın kaderine tutulan titrek bir aydınlıktı. O gün yanan lambalar sadece evleri değil, hayalleri de aydınlattı. Işık, bir imkândı; ilerlemekti, umut etmekti. Ama bugünlerde, modern dünyanın tüm vaatleri, bir anda mum arayan ellerin telaşında kaybolabiliyor. Tıpkı hayat gibi…Bir varmış, bir yokmuş dercesine; sessiz ve geçici....
Sapanca’da iyilik, bireysel davranışların ötesine geçerek toplumsal bir sorumluluğa dönüşüyor. Sapanca Gölü’nü Koruma Platformu’nun STK’lar, siyasi temsilciler ve vatandaşlarla yaptığı toplantı, bu dönüşümün somut bir örneği oldu....
Yeni bir yıla girerken hepimiz umut ararız. Ama umut, süslü sözlerde değil; yan yana gelen omuzlarda, tutuşan ellerde, birlikte yere basan adımlarda yeşerir. Bu topraklar ayazı da gördü, yoksulluğu da. Ama bu yollar hiç yalnız yürünmedi. Cilveloy Nanayda, neşeyle direnmenin, ayakta kalmanın ezgisidir. Yeni yıl hatırlatsın: Birlikte olursak, hiçbir kış uzun sürmez....