Orhan BALKAYA … Nam-ı diğer Kankuloğlu. Batum’dan başlayan bir göç hikâyesi. 87 yıl boyunca Samanlı Dağları’nın gölgesine saldığı kök öyle derine indi ki, artık o sadece bir ailenin değil Sapanca’nın hikâyesi oldu....
Kurtköy’ü anlamadan Sapanca’yı tam manasıyla kavramak kolay değildir. Çünkü bu topraklarda, sahibine ulaşmayı bekleyen binlerce yıllık bir selam var; ta Bitinya Kralı'ndan Belediye Başkan Yardımcısı Burak KOÇ’a uzanan… Biz; Kurtköy Kalesi’nin o yorgun taşlarını dinleyerek, Demir Kapı efsanesinin izini sürerek bir panorama çizmeye çalıştık. O kadim selamı hem anlamak hem de hakkıyla hatırlatmak için....
Hayatımıza sıkça “değişim” adı altında yeni kararlar giriyor. Kâğıt üzerinde her şey yasal, planlı ve mantıklı görünse de, sahada aynı karşılığı bulmuyor; değişim ile yaşam arasındaki bağ kopuyor. Bu kopukluk ilerleme vaadini zayıflatıyor, toplumsal dokuyu inceltiyor, aidiyet duygusunu sessizce aşındırıyor. Asıl soru şu: Neleri değiştirmemek gerek?...
1950’lerde Sapanca’ya gelen elektrik, kasabanın kaderine tutulan titrek bir aydınlıktı. O gün yanan lambalar sadece evleri değil, hayalleri de aydınlattı. Işık, bir imkândı; ilerlemekti, umut etmekti. Ama bugünlerde, modern dünyanın tüm vaatleri, bir anda mum arayan ellerin telaşında kaybolabiliyor. Tıpkı hayat gibi…Bir varmış, bir yokmuş dercesine; sessiz ve geçici....
15 Temmuz 2016… Ülke alevler içindeyken, Sapanca küçücük bir karınca gibi ateşi söndürmek için su taşıyordu. Ne geri çekildi ne sustu. Kenan Alpay, şahit olduğu o geceyi “Darbeye Direnen Kalemler” kitabında anlatıyor; Sapanca’nın tarihe nasıl izler bıraktığını gözler önüne seriyor....
Bir sandalye düşünün; sade ama vakarlı… Samanlı Dağları’nın gür ormanlarından kesilmiş, kökleri kadar sağlam bir kestane ağacından. Üzerinde oturan değişir ama ağırlığı hep aynı: “memleketin yükü.” Sapanca'nın kaymakamlık serüveni, bu sandalyeye oturan isimlerle değil, O isimlerin arkasında bıraktığı izlerle yazıldı. Teşekkür ederiz Abdurrezzak CANPOLAT… Hoş geldiniz Şaban Arda YAZICI…...
Bir şehri bazen tek bir bakışla tanırsınız. Sapanca’ya atılan ilk bakış, otoban gişelerinin önündeki dönel kavşak ile başlayacak. Orası yalnızca bir yol ayrımı değil; gelen için sıcak bir merhaba, giden için unutulmaz bir hatıra olacak. Bu yüzden o kavşağa sadece peyzaj değil, anlam da ekleyebiliriz....
Şehirler, taşlara kazınan yazılarla değil, anlatılan hikâyelerle yaşar. 1957 yılında Hayrettin UYSAL tarafından yazılan Sapanca adlı bu kitap, güzel ilçemizin belediye tarihinde ilk kez kendi tarihini kayıt altına aldığı bir hatıradır. Hem kitap hem de yazarı, Sapanca’nın kültürel ve toplumsal dokusuna dair zamansız bir tanıklıktır....
İpek Yolu, Sapanca’dan geçerken sadece tüccarları değil, kültürü ve tarihî izleri de taşıyordu. Bu kültürel mirası hatırlamak ve yaşatmak hâlâ mümkün. Önemli olan, geçmişle bugünü dengede tutarak, bu toprakların hikâyesini geleceğe taşımak....
19 Mayıs’ın "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmasını sağlayan kişinin Sapancalı olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik Beşiktaş’ın kurucularından ve 6. başkanı! Özetlenemeyecek kadar dolu bir hayat… Gelin, bu unutulmaz hikâyeye birlikte bakalım!...