Sapanca’nın bugünkü nüfusunun belki de üçte biri, o siyah-beyaz 70’lerin rüzgârını bu gölün kıyısında birer çocuk olarak soludu. Şimdi söz sizde: Siz, kendi çocukluğunuzun 70’ler Sapanca’sını nasıl hatırlıyorsunuz?...
Yine savaşın nefesi, yine yıkımın gölgesi, yine ölümün sağır edici sessizliği... Küresel zulmün gölgesinde kendi kanlı krallıklarını kurmaya çalışanlara karşı, bir 'vicdan krallığı' kurmak mümkün mü? Kudüs’ten Sapanca Gölü kıyısına uzanan insan olma yolculuğunda; asıl kurtuluş, küçük ama sarsılmaz adımlarda olabilir mi? Sahi, bugün dünyayı daha iyi yapmak için attığınız o en küçük 'ilk' adım nedir?...
Köylerin mahalleye dönüşmesiyle birlikte muhtarlık; artık sadece evrakların mühürlendiği bir büro değil, yerel liderliğin ve değişimin kalbi haline geldi. Biz de, bu değişimi bizzat yöneten; gençlerin "Ömer Abi", büyüklerin ise "bizim evlat" diyerek bağrına bastığı Kırkpınar Tepebaşı Mahalle Muhtarı Ömer ÇAPOĞLU ile mahallesine olan köklü sevdasını ve Tepebaşı’nın vizyoner dönüşüm hikâyesini konuştuk....
Orhan BALKAYA … Nam-ı diğer Kankuloğlu. Batum’dan başlayan bir göç hikâyesi. 87 yıl boyunca Samanlı Dağları’nın gölgesine saldığı kök öyle derine indi ki, artık o sadece bir ailenin değil Sapanca’nın hikâyesi oldu....
Bir fotoğraf karesi bazen bin kelimeyi susturur, bin yarayı kanatır. Gazipaşa’nın ortasında, boynu bükük duran o kuyuya bakınca insanın kulağına bir hatıranın feryadı geliyor. Bir zamanlar su, ay sonu kapıya dayanan bir "fatura" değil; toprağın bağrından çekilen bir "hak" idi. Şimdi ise pınarlar borulara, borular fabrikalara hapsedildi. Kendi toprağımızın alın terine müşteri olduk. Bu hikâye, suyun değil; bizim vefamızın kurumasıdır. İşgal ise vefanın bittiği yerde başlar....
Biz sizi, Mahmudiye’de, Hasan Fehmi Paşa Camii’nin avlusundan Sapanca’ya bakmaya davet ediyoruz. Aklın kalple hizalandığı, ahlâkın hevesi terbiye ettiği o kadim yerden bir dua etmeye; “Allah hevesimizi tazelesin” diye....
Sapanca geceleri kimseyi korkutmaz ama kimseyi de dışarı çağırmaz. Gündüz turist kalabalığından nefesi daralan ilçe, gece olunca içine kapanır. Sokaklar birer birer sessizliğe gömülürken, Samanlı Dağları’ndaki ışıklar küstahlaşır. Ve işte o iki manzara arasındaki fark büyüdükçe, bir hüzün çöker Sapanca’ya. Çünkü, ilçenin ritmi gündüze mecbur, geceye kırgındır....
Kurtköy’ü anlamadan Sapanca’yı tam manasıyla kavramak kolay değildir. Çünkü bu topraklarda, sahibine ulaşmayı bekleyen binlerce yıllık bir selam var; ta Bitinya Kralı'ndan Belediye Başkan Yardımcısı Burak KOÇ’a uzanan… Biz; Kurtköy Kalesi’nin o yorgun taşlarını dinleyerek, Demir Kapı efsanesinin izini sürerek bir panorama çizmeye çalıştık. O kadim selamı hem anlamak hem de hakkıyla hatırlatmak için....
Sapanca birkaç manşet ile tüketilemez ama kendi hikâyesini anlatamazsa, başkalarının kaleminde eksik, yabancı, yanlış kalır. Sapanca üzerine çok söz söyleniyor; çoğu uzaktan yada aceleyle. İçeriden yükselen sesler ise gölün dalgaları gibi çabucak kayboluyor. Bu yazı ne sövgüdür ne de savunma. Bir durup, yakından bakma denemesidir. Çünkü konuşmak kolaydır, anlamak ise zor....
Hayatımıza sıkça “değişim” adı altında yeni kararlar giriyor. Kâğıt üzerinde her şey yasal, planlı ve mantıklı görünse de, sahada aynı karşılığı bulmuyor; değişim ile yaşam arasındaki bağ kopuyor. Bu kopukluk ilerleme vaadini zayıflatıyor, toplumsal dokuyu inceltiyor, aidiyet duygusunu sessizce aşındırıyor. Asıl soru şu: Neleri değiştirmemek gerek?...