Sapanca’nın “Birinci Sınıf İlçe” statüsüne yükselmesi, sokaklarda ve kahvehanelerde büyük bir yankı uyandırdı. 1957’de başlayan, 1989’da otobanla dünyaya açılan bu yolculuk; bugün beraberinde büyük bir sorumluluk getiriyor. Çünkü birinci sınıf ilçe olmak bir sonuçtur; birinci sınıf bir Sapanca olarak kalabilmek ise bir tercihtir.
Son günlerde Sapanca’nın sokaklarında, kahvehanelerinde, göl kıyısındaki asırlık çınarların gölgesinde aynı cümle dolaşıyor:
“Artık birinci sınıf ilçe olmuşuz…”
Kimi için bu sadece bir idari tanım,
kimi için ise evraklarda değişen birkaç satırdan ibaret.
Ama bu toprakları bilen bilir;
mesele hiçbir zaman sadece kâğıt üstündeki bir sıfat değildir.
Çünkü bir şehrin gerçek sınıfı, tabelasında değil;
insanında, hafızasında, emeğinde ve geleceğe nasıl baktığında yazılıdır.
Bu yüzden bugün Sapanca’nın yeni statüsünü konuşurken,
yalnızca geldiğimiz noktayı değil;
bizi buraya getiren yolu ve bundan sonra yürüyeceğimiz istikameti de kalbimizle okumak zorundayız.
…
Sapanca bir günde bu noktaya gelmedi.
Gölün üzerine düşen her dolunay,
toprağa karışan her emek damlası,
bu hikâyenin bir parçası oldu.
1957’de ilçe olduğunda kendi halinde,
bağında bahçesinde kendi türküsünü söyleyen bir kasabaydı.
Sessizdi ama köklüydü.
1989’da otobanın ilçenin kaderini yarmasıyla birlikte kapılar dünyaya açıldı.
Ulaşılabilirlik arttı, hareket başladı, Sapanca ilk kez büyük bir dönüşümle tanıştı.
2022’de ise büyüyen hizmet alanı, artan nüfus ve değişen ihtiyaçlarla birlikte Sapanca’nın potansiyeli resmî olarak tescillendi.
Bu toprakların yükü, artık daha büyük bir sorumluluğa dönüştü.
Ve 2026’da gelen son karar…
Sapanca artık birinci sınıf ilçe statüsüne yükseldi.
Ama asıl soru burada başlıyor:
Birinci sınıf olmak neyi değiştirir?
…
Bu yeni statü, aslında Sapanca’nın yıllardır biriktirdiği emeğin
devlet nezdinde karşılık bulmasıdır.
Bundan sonra;
Devlet kademelerinde daha güçlü temsil imkânı oluşacak,
ilçeye atanacak yöneticilerin etkisi artacak.
Kamu yatırımlarında öncelik sırası değişecek,
altyapı ve hizmetlerin planlanması daha geniş ölçekli yapılacak.
Hafta sonları ve turizm dönemlerinde artan “görünmeyen nüfus” artık daha gerçekçi biçimde hesaba katılacak.
Ama belki de en önemlisi şudur:
Sapanca’nın yıllardır hissettiği potansiyel, artık resmî bir karşılık bulacak.
…
Aslında bu topraklar uzun zamandır kendi değerini biliyordu.
Bu coğrafya; futbolun zarafetini temsil eden isimler yetiştirdi,
sanatın ve düşüncenin izlerini taşıdı,
gölün kıyısında sadece yaşayan değil,
hisseden insanlar büyüttü.
Yani mesele yeni bir unvan değil;
var olan gerçeğin tescil edilmesidir.
Devlet sadece tabelayı, gerçeğe yaklaştırdı.
…
Tam da bu noktada asıl meseleye geliyoruz.
Birinci sınıf olmak,
daha çok bina yapmak,
daha fazla insanı hızlıca ağırlamak,
daha çok tüketmek değildir.
Asıl mesele; büyürken ruhu kaybetmemektir.
Sapanca, kitle turizminin gürültüsüne teslim olmadan,
doğasını bozmadan, sakinliğini koruyarak büyüyebilirse
gerçek anlamda birinci sınıf olacaktır.
Çünkü bazen “az”, çoktan daha büyüktür.
…
Her yükseliş, kendi risklerini de beraberinde getirir.
Kontrolsüz yapılaşma, bu toprakların en büyük sınavı olacaktır.
Eğer dikkat edilmezse, Sapanca’yı Sapanca yapan yeşil dokunun yerini beton alabilir.
Artan değer, yaşam maliyetlerini yükseltir.
Bu da yerlinin kendi memleketinde tutunmasını zorlaştırabilir.
Hızlı nüfus değişimi ise mahalle kültürünü,
komşuluk ilişkilerini ve o eski sıcak bağı zayıflatabilir.
Gelişmek kolaydır; zor olan ise gelişirken kendin kalabilmektir.
…
Evet, Sapanca artık birinci sınıf ilçe.
Ama asıl mesele bu unvanı kazanmak değil;
hakkını verebilmektir.
Gölün mavisini, ormanın yeşilini, sokaktaki selamı, mahalledeki dayanışmayı koruyabildiğimiz sürece Sapanca gerçekten birinci sınıf kalacaktır.
Ve belki de en önemli cümle şudur:
Birinci sınıf ilçe olmak bir sonuçtur;
birinci sınıf bir Sapanca olarak kalabilmek ise bir tercihtir.

