Yine savaşın nefesi, yine yıkımın gölgesi, yine ölümün sağır edici sessizliği… Küresel zulmün gölgesinde kendi kanlı krallıklarını kurmaya çalışanlara karşı, bir ‘vicdan krallığı’ kurmak mümkün mü? Kudüs’ten Sapanca Gölü kıyısına uzanan insan olma yolculuğunda; asıl kurtuluş, küçük ama sarsılmaz adımlarda olabilir mi? Sahi, bugün dünyayı daha iyi yapmak için attığınız o en küçük ‘ilk’ adım nedir?
2005 yapımı Kingdom of Heaven (Cennetin Krallığı) filminde genç bir demirci olan Balian, Kudüs’e doğru yola çıkarken aklında, belindeki kılıcından daha ağır bir cümle taşır:
Demirci dükkânının kirişine yazılmış bir söz:
“Dünyayı daha iyi yapmayan insan, insan değildir.”
Bu söz sinemada söylenmiş olsa da,
aslında insanlık için en basit sınavdır.
Çünkü çağımızın büyük ironisi şudur:
Dünyayı kurtarmak iddiasıyla yapılan savaşlar,
kurtarılacak bir dünya bırakmıyor.
Her cephe kendi hakikatini,
her füze kendi adaletini,
her propaganda kendi barışını ilan ediyor.
Ve geriye,
vicdanlarda değişen sınırlar ile
mezarlıklardaki değişmeyen sessizlik kalıyor.
…
Vicdan Krallığı
Kendi kanlı krallıklarını kurmak isteyenler dünyayı ateşe verirken,
‘güçlü’ olan haklı sayılırken;
bu cümle “vicdan krallığı” için ilk adım olabilir mi?
Kudüs önündeki o tozlu yıllardan bu yana yüzyıllar geçti.
Haritalar defalarca çizildi,
imparatorluklar birer birer yıkıldı,
teknoloji çağları aştı.
Ama insanlığın en büyük sınavı olan o soru hâlâ yerinde duruyor:
Dünyayı gerçekten daha iyi bir yer haline getiriyor muyuz?
…
Her haber ekranı açıldığında,
yüzümüze aynı soğuk rüzgâr çarpıyor:
Savaşın nefesi,
yıkımın gölgesi,
ölümün sağır edici sessizliği.
Bazen bir avuç toprak için,
bazen daha fazla güç için,
bazen de en kutsal değerler adına…
Ama sonuç hep aynı:
susmuş vicdanlar ve sessizliğe gömülmüş bir dünya.
…
“Hiçbir Şey” ve “Her Şey” Arasında
Filmde Balian, Selahaddin Eyyubi’ye sorar:
“Kudüs’ün değeri nedir?”
Selahaddin durur;
“Hiçbir şey” der ilk önce,
Biraz uzaklaşır, geri döner ve ekler:
“Her şey”
Çünkü bilir ki;
bir şehir yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir,
onu değerli kılan surları da değildir,
ayakta tutan ise kılıç değildir.
“Hiçbir şey” ile “her şey” arasında vicdan vardır.
Ve vicdanla kurulan her düzen kalıcıdır.
Bugün belki de asıl soru şudur:
Bizim için dünyanın değeri nedir?
…
Dünya Liderlerin Değil, İnsanların Eseridir
İlahi öğretiler der ki:
“Siz nasılsanız, öyle yönetilirsiniz.“
Bu sebeple “Dünyanın değeri nedir?” sorusuna cevap vermek,
liderlerin değil, sıradan insanların hakkıdır.
Çünkü dünya,
liderlerin büyük kararlarından çok,
insanların her gün verdiği küçük kararların toplamıdır.
Kullandığımız dilde başlar her şey.
Klavyemizde büyüttüğümüz öfkede ya da merhamette.
Tüketirken gösterdiğimiz umursamazlıkta.
Haksızlık karşısında seçtiğimiz sessizlikte.
… ve bir bakarsınız,
küçük dediğimiz tercihler büyük sonuçların zemini olmuş.
Bu sebeple dünyanın değeri;
taşında, toprağında değil,
insanların vicdanında saklıdır.
…
Vicdan Krallığı Yerelden Filizlenir
“Vicdan krallığı” kurmak büyük bir iddia gibi görünebilir.
Ama her büyük değişim, küçük bir adımla başlar.
Peki, nereden başlamalıyız?
En yakınımızdan.
Ayağımızın bastığımız yerden.
Mesela Sapanca’dan.
Evet, Sapanca dünyanın merkezi değil.
Ama bizim merkezimiz.
Ve vicdan uzak coğrafyalarda filizlenmez.
Önce kendi toprağında sınanır.
Göl kıyısında bir çöpü yerden almakla başlar.
Doğayı “kullanılacak alan” değil, emanet görmekle.
Betonun hızına karşı ağacın gölgesini savunmakla.
Komşuya içten bir selam vermekle.
Yerel üreticiyi tercih etmekle.
Gürültü yerine saygıyı seçmekle.
Küçük görünen şeyler, aslında yön tayin eder.
Çünkü dünya büyük kararlarla değil,
küçük alışkanlıklarla değişir.
Böylece bir şehir anlam kazanır.
Bir toplum güçlenir.
…Ve insanlık,
tam da bu küçük adımların birleştiği yerde yeniden başlar.
Şimdi bastığımız toprağa bakıp sorma vaktidir:
Bugün dünyayı daha iyi yapmak için ne yaptık?
Unutmayın;
dünyayı daha iyi yapmayan insan…
