Eskiden kutsal yüksekteydi; hayatımızın başköşesinde, işlemeli kılıfların içinde, saygının, edebin ve mahcubiyetin koruması altında… Artık herkes kendi kutsalını cebinde taşıyor. Canı sıkılınca çıkarıyor. Köşeye sıkışınca masaya koyuyor. Haklı çıkamayınca öne sürüyor. Belki de yaşamak sandığımız kadar karmaşık değildir. Belki de bütün mesele, içimizde taşıdığımızı dışımıza dökmekten ibarettir. Tıpkı bir damacana gibi…
Eskiden kutsallar yüksekteydi.
Evimizin en başköşesinde…
İşlemeli kadife kılıfların içinde…
Ulaşılması zor olduğu için değil;
saygının, edebin ve mahcubiyetin koruması altında olduğu için…
İnsan ise, kutsalına yaklaşmadan önce kendine çeki düzen verirdi.
Devir değişti.
Artık herkes kendi kutsalını cebinde taşıyor.
Canı sıkılınca çıkarıyor.
Köşeye sıkışınca masaya koyuyor.
Haklı çıkamayınca öne sürüyor.
Birinin kutsalı makam oluyor…
Bir başkasının parası…
Ötekinin lideri…
Mezhebi…
Takımı…
Kutsallar çoğaldı ama tahammülümüz azaldı.
Çünkü artık birçok insan kutsalını korumaktan çok,
onunla savaş vermeyi tercih ediyor.
Mabede ayakkabıyla girmeyen insan
birbirinin zihnine çivili botlarla girer oldu.
Konuşmuyoruz…
Hüküm veriyoruz.
Dinlemiyoruz…
Etiketliyoruz.
Anlamıyoruz…
Taraf oluyoruz.
Sonra da dönüp “neden huzur kalmadı?” diye soruyoruz.
Belki de soruna yanlış yerden bakıyoruz.
…
Bu yüzden uzağa gitmeye gerek yok.
Dönüp Sapanca’ya bakalım.
Hepimiz aynı cümleyi kuruyoruz:
“Sapanca Gölü’nü korumalıyız.“
Doğru.
Koruyalım.
Ama bir soru daha soralım:
Peki ya suyu?
Çünkü gölü, göl yapan yalnızca kıyısı değildir.
Manzarası değildir.
Büyüklüğü değildir.
Onu göl yapan sudur.
Su çekildiğinde geriye sadece büyük bir çukur kalır.
…
İnsan da böyledir.
İnsanı insan yapan
sahip olduğu etiketler değildir.
Vicdanıdır.
Merhametidir.
Adalet duygusudur.
Emanete sadakatidir.
Kul hakkına gösterdiği hassasiyettir.
Mazlumun yanında durabilmesidir.
Haksızlık karşısında susmamasıdır.
Empati kurabilmesidir.
Karşılık beklemeden iyilik yapabilmesidir.
Güç eline geçtiğinde adaletini kaybetmemesidir.
…
Bugün hayatlarınızın bir köşesinde duran o mavi damacanaya hiç dikkat ettiniz mi?
Sanki kendi hikâyemizi anlatıyor gibi.
Dışı şeffaf…
İçi neyle doluysa onu taşır.
İnsan da böyle olmak zorunda değil midir?
Belki de bu yüzden;
asıl mesele gölü korumak değil, suyu korumaktır.
asıl mesele kutsalı korumak değil, yaşamaktır.
…
Son Söz: Damacanaya Bak, Kendini Gör
Sapanca, damacananın doğum hanesi gibidir.
Bunun en sessiz şahidi ise elinize alacağınız bir bardak sudur.
Bir yudum almadan önce sadece ona bakın.
O su, binlerce yıldır Samanlı Dağları’nın bağrından süzülerek gelmiştir.
Hiç kimseye ait olmak için değil; herkese hayat vermek için.
Belki de kutsal dediğimiz şey tam da budur.
Sessizce faydalı olmak…
Gösterişsizce hayat vermek…
Karşılık beklemeden akmak…
Belki de yaşamak, sandığımız kadar karmaşık değildir.
Tıpkı bir damacana gibi…
İçinde ne varsa dışına onu taşımak.
Ve o damacanadaki her yudum…
Biraz Sapanca’dır.
Biraz da insandır.
Şimdi elinizdeki bardağa bir kez daha bakın.
Eğer orada sadece su görüyorsanız, susabilirsiniz.
Ama orada kendinizi görüyorsanız…
İşte o zaman bu yazı amacına ulaşmıştır.
Çünkü gerçek kutsal, bizim koruduğumuz değil; bizi ayakta tutandır.
Gerisi ise, o hakikate ne kadar yaklaşabildiğimizin hikâyesidir.
Hakikat ise el-Kuddûs olan Allah’tır.


1 Yorum
Cümleleri yine konuşturmusun, her kelimesi dolu dolu, düşüncene sağlık👍