Hayatımıza sıkça “değişim” adı altında yeni kararlar giriyor. Kâğıt üzerinde her şey yasal, planlı ve mantıklı görünse de, sahada aynı karşılığı bulmuyor. İşte tam bu noktada, değişim ile yaşam arasındaki bağ kopuyor. Bu kopukluk sadece ilerleme vaadini zayıflatmakla kalmıyor; toplumsal dokuyu inceltiyor, aidiyet duygusunu sessizce aşındırıyor. Bu yüzden asıl mesele sadece neyin değişeceği değil; asıl soru şu: Neleri değiştirmemek gerek?
Bazı kavramlar akademik kitaplardan değil, hayatın içinden gelir.
Köyden, sürüden, yaşanmışlıktan süzülür.
Anadolu’da anlatılan eski bir rivayet vardır.
Köyün birinde Hasan Ağa adında bilge biri yaşarmış.
Sürüsünü koruması için yetiştirdiği köpeklerin
zamanla sürüye zarar verdiğini fark ettiğinde,
durumu anlatmak için tek bir kelime kullanmış:
Kanaralaşmak…
Yani;
fıtratın ağır ağır bozulması,
koruması gerekenin zarar vermeye başlaması,
işlevin maksadına ters düşmesi.
İlk başta fark edilmez.
Her şey yerli yerindeymiş gibi görünür.
Sonra bir gün bakarsın;
sürü, kendi bekçileri tarafından eksiltilmiş.
Sessizce, yavaşça, normalmiş gibi.
Değişimin Gölgesinde Bir Tedirginlik
İlçemizde son değişim rüzgârından,
tarihi Halk Eğitim Merkezi nasibini almıştı.
“Sapanca Kent Meydanı” vaadiyle…
Proje vardı, imza atıldı, karar alındı.
Her şey tamam gibiydi.
Ama sonuç beklendiği gibi olmadı.
Ortaya çıkan hâl,
ne Sapanca’yı memnun etti
ne de Sapancalıyı.
Sokaklara yayılan huzursuzluk,
geride kalma korkusundan değil,
yolda kalma endişesinden.
Çünkü Sapanca,
değişimin kendisinden değil;
kendisine sorulmadan değiştirilen bir hayatın
içinde uyanmaktan rahatsız.
Bu tedirginlik, gelişime değil,
yönünü kaybetmiş bir değişime karşı
doğal ve meşru bir refleks.
Sessizlik, Rıza Değildir
Katılım yoksa, meşruiyet eksik kalır.
İnsan, kendisine rağmen alınan kararları kabullenebilir,
ama onları benimseyemez.
Toplantılar yapılır, imzalar atılır,
ama o masalarda hayat eksiktir.
İnsan eksik olandan sessizce uzaklaşır;
bu en tehlikeli kopuştur,
ne sesi vardır ne muhatabı.
Yönetimler çoğu zaman bu sessizliği rıza sanır.
Oysa sessizlik, çoğunlukla yorgunluğun ifadesidir.
Sapanca’da bu yük daha ağırdır,
çünkü burası yalnızca bir yerleşim alanı değil;
insanın hatırası, doğası ve geçimiyle iç içe yaşadığı bir sürekliliktir.
Süreklilik Kaybolunca
Süreklilik, insanın görünmez güvenliğidir.
Aynı yol,
aynı selam,
aynı ritim…
Özellikle tarihi yapılar bu yüzden önemlidir.
Çünkü onlar sadece taş değil;
hatıranın mekâna sinmiş hâlidir.
Bu bağ koptuğunda,
insan yerinden edilmeden
yerinden olur.
Ve değişimin en tehlikeli hâli,
yıkarak değil;
alıştıra alıştıra koparmasıdır.
Son Söz
Belki de yapılması gereken,
her değişimi alkışlamak değil;
bazı şeylerin yerinde kalma hakkını savunmaktır.
Çünkü fıtrat bozulduğunda,
en iyi niyetli düzenlemeler bile
insana yabancılaşır.
Ve bazen bir toplum,
farkına varmadan,
kendi varlığını eksiltmeye başlar.

1 Yorum
Tarihinden koparılan yerleşim birimlerinde bellek katledilmiştir. Bu ilkeyi algılayamanların o yerleşim biriminin toplumsal yaşamı içinde utanç duymaları gerekir. Halk Eğitim Merkezi binası gibi sosyokültürel bir mirasın mimari özelliklerini kavrayamayanların ve bu binanın zamanın yıpratıcılığına bırakılarak, yıkılması için gerekçe oluşturan ve bu gerekçeleri savunanların ve bu binanın kaybedilişinden sonra bile duyarsızlıklarını sürdürmelerindeki kabulleniş ilçemiz için dramatik bir zayıflıktır. Bu zayıflığı hala sürdürenler bugün bile konunun bilgilenme oluşumundan ışık yılları denli uzaktadırlar. Duyarlı kültür insanlarımıza sabırlar dilerim.