Bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehre sadece ayak izlerini değil, karakterlerini bırakırlar. Ardından bir sokaktan geçerken, bir dükkâna selam verirken, bir sofraya otururken hissedersiniz onları. Sapanca böyle bir çınarını uğurladı: Orhan Balkaya. Nam-ı diğer Kankuloğlu. Bir ömür… Batum’dan başlayan bir göç yolculuğu. Samanlı Dağları’nın eteklerinde tutunan bir aile. Ve 87 yıl boyunca bu topraklara kök salan bir hayat. Sapanca MYO tarafından kayda alınan bu yaşam öyküsünü, onun aziz hatırasına bir saygı duruşu olarak paylaşıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Bu sadece bir insanın hikâyesi değil.
Bu, Balkaya’nın… Gazipaşa’nın… eski Sapanca’nın hikâyesi.
“Yabancı” kelimesinin henüz bu topraklarda karşılık bulmadığı günlerin…
Batum’dan kopup gelen bir ailenin
Samanlı Dağları’na kök salma mücadelesinin hikâyesi.
Kankuloğlu’nun Mirası
“Kankuloğlu” lakabı boşuna söylenmezdi.
Büyük dedelerinin pekmez küplerini sırtlayışındaki güç, sadece bilek kuvveti değildi.
O güç alın teriydi.
O güç sözüne sadakatti.
O güç, “benim adım lekelenmez” diyebilmenin ağırlığıydı.
Orhan Balkaya o mirası Sapanca’da taşıdı.
Sırtında küple değil, karakteriyle.
Çocukluğu; erik dallarının gölge yaptığı, kestane kabuklarının sobada çıtırdadığı, ceviz ağaçlarının altında oyun kurulan o eski Sapanca’da geçti.
Toprakla, ağaçla, emekle büyüdü.
Gürgen Sandıklardan Hizmet Yoluna
Genç Orhan…
Günde elliye yakın gürgen sandık çakan bir delikanlıydı.
Her çivi bir rızık, her sandık bir umut demekti.
O sandıklar Sapanca’nın bereketini büyük şehirlere taşıdı.
Ama o sadece meyve göndermedi.
Emeğin ne demek olduğunu da gönderdi.
1994–1999 yılları arasında İl Genel Meclis Üyesi olduğunda makam odasında oturan bir siyasetçi olmadı.
Köy köy dolaştı.
Dert dinledi.
Yol aradı.
Çözüm aradı.
Onun anlayışı basitti:
“İnsan evine nasıl hizmet ediyorsa, memleketine de öyle hizmet eder.”
Gösterişi sevmezdi.
İşi severdi.
62 Yıllık Bir Sabır
Hayat yolculuğunun en kıymetli yanı ise Fatma Teyze ile omuz omuza geçen 62 yılı aşkın evliliğiydi.
Bu bir masal değildi.
Ter vardı.
Sabır vardı.
Emek vardı.
Yeri geldiğinde 22 basamaklı merdivene çıkıp meyve toplayan bir kadın…
Yeri geldiğinde yer sofrasını kuran, çocukları büyüten, bayramları bayram yapan bir yürek…
Ve o sade ama altın değerindeki öğüt:
“Biri sinirliyken diğeri susacak.”
Bugün kitaplara yazılan birçok evlilik reçetesi, o cümlenin içinde saklıydı.
Bir Sofranın Etrafında Büyüyen Nesiller
Balkaya ailesinin evi bayramlarda şenliğe dönüşürdü.
O sofranın baş tacı kemikli lahana sarmasıydı.
Lahanaların altına dizilen kemiklerin verdiği ağır ve sabırlı lezzet…
El açması baklavalar…
Yer sofrasında diz dize oturan çocuklar…
Duvarlara çarpıp geri dönen kahkahalar…
Nesiller değişti. Zaman değişti.
Ama o sofranın bereketi değişmedi.
Çünkü o sofrada sadece yemek yoktu.
Hatıra vardı.
Terbiye vardı.
Şükür vardı.
Bir Vasiyet Gibi Kalan Söz
Kiraz dalı rüzgârla eğildiğinde, sanki bir ses “fazla hırsa kapılma evlat” der gibi olur.
Sobada kestane çıtırdadığında eski kış akşamları gelir akla.
Azın kıymetli, sözün ağır olduğu zamanlar…
Yer sofrasında ekmek bölünürken, lokmadan önce göz göze gelinir ya…
İşte bazı insanlar orada yaşamaya devam eder.
Orhan Balkaya nasihatini sadece söylemedi.
Yaşadı.
Dürüstlüğü bir süs gibi taşımadı.
Bir yük gibi taşıdı.
Akıllılığı kurnazlıkla karıştırmadı.
Yalanı, insanın kendi gölgesine sürdüğü bir leke bildi.
Sapanca bir çınarını toprağa verdi, doğru.
Ama bazı çınarlar devrilmez.
Parça parça memlekete dağılır.
Bir kısmı şehrin hafızasına karışır.
Bir kısmı esnafın helal lokma arayışına.
Bir kısmı yöneticinin halka gösterdiği hürmete…
Ve bir gün biz kendi imtihanımızla karşılaştığımızda, içimizden o sesi duyarız:
“Dürüst ol.
Akıllı ol.
Yalan konuşma.”
İşte o gün anlarız.
Bazı insanlar toprağa verilmez.
Sapanca’nın vicdanına emanet edilir.
…
Sapanca’nın Çınarları Projesi Hakkında
Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) Sapanca Meslek Yüksekokulu tarafından yürütülen “Sosyal Değerler ve Yaşlılar Üzerine Nitel Bir Araştırma: Sapanca İlçesi Örneği” başlıklı BAP projesi, “Sapanca’nın Çınarları” adıyla hayata geçirildi.
Sapanca MYO Ögretim Üyesi Dr. İsmail KOÇ ve Medya İletişim Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Servet SEZGİN‘ in yürütücülüğünde gerçekleşen projede, Doç. Dr. Serpil ÇİĞDEM, Öğr. Gör. Ali KOÇAK ve Öğr. Gör. Zuhal EROL görev alıyor.
Projeye, okulun öğrencilerinden, Tarık Mutlu KAHRAMAN, Emirhan GÜMÜŞ, Rojdar YIĞRAP, Yusuf Emre BABA, Niğda SRİAHMET ve dönüşümlü olarak diğer Medya İletişim Programı öğrencileri de aktif olarak katkı sağlıyor.
Şimdi bu öyküler, Sapanca’nın derinliklerinden kopup gelen bir hatıra olarak genç kuşaklara ilham kaynağı olmaya hazırlanıyor.

1 Yorum
Ne mutlu Gök kubbede hoş bir sadâ bırakanlara ne mutlu Orhan amcamıza, mekanı cennet olsun inşallah