Kamusal alandan sokaklara, kornaların öfkesinden klavye başındaki linçlere, hastane koridorlarından okul sıralarına kadar... Her yerde aynı "asabiyet" röntgeni: Kavga etmeyi gerçekten var olmak mı sanıyoruz?...
Yine savaşın nefesi, yine yıkımın gölgesi, yine ölümün sağır edici sessizliği... Küresel zulmün gölgesinde kendi kanlı krallıklarını kurmaya çalışanlara karşı, bir 'vicdan krallığı' kurmak mümkün mü? Kudüs’ten Sapanca Gölü kıyısına uzanan insan olma yolculuğunda; asıl kurtuluş, küçük ama sarsılmaz adımlarda olabilir mi? Sahi, bugün dünyayı daha iyi yapmak için attığınız o en küçük 'ilk' adım nedir?...
Sapanca geceleri kimseyi korkutmaz ama kimseyi de dışarı çağırmaz. Gündüz turist kalabalığından nefesi daralan ilçe, gece olunca içine kapanır. Sokaklar birer birer sessizliğe gömülürken, Samanlı Dağları’ndaki ışıklar küstahlaşır. Ve işte o iki manzara arasındaki fark büyüdükçe, bir hüzün çöker Sapanca’ya. Çünkü, ilçenin ritmi gündüze mecbur, geceye kırgındır....
Derler ki, “Gurbet insanın karnını doyurur ama kalbini hep aç bırakırmış.” Peki kimdir gurbetçi; uzak diyarlarda, bir lokantada masanın üstünde “Sapanca” yazılı bir su şişesini görünce kalbi acıkanlar mı? Yoksa kendi memleketinde, gözü de karnı da hep aç kalanlar mı? Bu yazı, kalbi Sapanca’ya aç kalanlar için…Belki birkaç satır, bir yudum su gibi iyi gelir....
Yer: Serengeti. Geniş. Öngörülmez. Adil ama acımasız. Tıpkı Sapanca gibi — güzelliğin ardında bir sınav. Karşımızda iki figür, iki kader: Aslan ve Sırtlan. Biri ilkesel, diğeri kişisel. İlki bekler, planlar, paylaşır. İkincisi kapar, kaçar, tüketir. Her adımda bir seçim. Her seçimde bir yön. Aslan mı olacaksın, Sırtlan mı? Gelin, yakından bakalım......
Zeki Müren hayatını kaybettiğinde takvim yaprakları 24 Eylül'ü gösteriyordu. O, sadece şarkı söylemedi; zarafeti ve sahne duruşuyla hafızalara kazındı. Bugün “Ah bu şarkıların gözü kör olsun” sitemi, içi boşaltılmış kelimelere yönelmiş bir çağrı gibidir. Çünkü artık şarkılar değil, kelimeler körleşiyor....
Yapay zekâ artık yalnızca teknolojinin değil, hayatın ritmini de belirliyor. Biz de yeni dijital yol arkadaşımızla röportaj yaptık, Sapanca’nın 2050’de nasıl bir yer olabileceğini sorduk. Peki siz olsaydınız, yapay zekâya hangi soruyu yöneltirdiniz?...
Arıların uğramadığı her bahçede bir güzellik eksik kalır. Küçücük bir çiçek, minik bir su kabı, bir saksı lavanta… Hepsi bir arı için yuva, doğa için nefes, Sapanca için umuttur. Bu yazı; sadece vitrin gibi süslenmiş bahçelere değil, doğayla dost, yaşamla uyumlu alanlara geçmenin çağrısıdır. “Arı dostu bahçeler”, Sapanca’nın renklerini korur; sessizliğine ses, geleceğine nefes olur....
Sapanca Gölü’nün çekilmesi elbette büyük bir tehlike. Ama gölden önce çekilen bir şey vardı Sapanca'da: SESSİZLİK. Susulması gereken yerde konuştuk, konuşulması gereken yerde sustuk. Artık ne duyduğumuz ses bize ait ne sustuğumuz sessizlik doğaya. Şimdi sadece gölün suyu çekiliyor Sapanca’dan… Belki de yarın biz....
EFSANE, insanlığın ortak hafızasının bir parçasıdır. SANATÇI ise yaratıcı çalışmaları ile kültürel mirasın canlı tutulmasını mümkün kılar. Sapanca; kendi kültürüne, turizmine ve ekonomisine katkı sağlayacak bu iki değere de sahiptir....