Sapanca INFO

Sapanca Meydanı: Vicdanların Antikor Olduğu Yer

Zulüm küresel, merhamet ise seçici…Toplumsal bağışıklığımız, kendi kimliğimizi ‘düşman’ sanıp ona savaş açmış gibi. Bizi ayakta tutacak öfkemiz bile artık yorgun. Adeta sosyal bir Haşimoto’nun pençesindeyiz. Ama, Sapanca Meydanı’nda ortaya çıkan o duruş, bünyenin yeniden antikor üretmeye başlaması gibi; şifayı kendi özünde arama kararlılığı gibi.



“Sözü dinleyip en güzeline uyanlar var ya;
işte onlar Allah’ın hidayet verdiği kimselerdir…”
(Zümer Suresi 39:18)

Bu ilahi müjdeyi merkeze alarak,
Yuval Noah Harari’nin sözüne kulak verdik.
İnsan, neye kulak verirse onunla şekillenir;
zihni, seçtiği anlatılarla biçim alır.

Harari, Sapiens adlı kitabında şöyle anlatır;
insanı ayakta tutan şey,
ne devasa yapılar
ne de görünen düzenlerdir.
Asıl belirleyici olan,
ortak inançlar
ve bu inançların etrafında örülen
görünmez hikâyelerdir.

Dinler, devletler, paralar, insan hakları yada bir kentin ruhu…
Hepsi, sessiz bir uzlaşının ince dokusuna tutunur.

Sanki bugünlerde,
o kadim hikâyelerin yavaş yavaş çözüldüğü
bir zamanın içinden geçiyor gibiyiz.

Küresel bir lodos esiyor adeta;
insanlığın ortak bağlarını usulca kurutan,
fark edilmeden içimize işleyen
ince bir rüzgâr…

Bazen Sapanca’da bir kahve masasında
göz göze gelen insanların arasında bile
o eski hikâyelerin dolaşmadığını hissediyoruz.

Bir zamanlar Samanlı Dağları’na yurt olan
o gür ve kararlı anlatılar,
şimdi sahibine bile dönmeyen
yankısız fısıltılara dönüşmüş gibi.

Dünyanın dört bir yanında
toplumların kendi kimliklerine mesafe koyduğunu görüyoruz;
sanki herkes köklerinden sessizce uzaklaşmış gibi.

Ve belki de en çarpıcısı:
İnsanlık onurunun o soylu öfkesi bile artık yorgun gibi.

Adı konulmasa da hissedilen bu hâl
bir tür “sosyal Haşimoto” gibi.

Haşimoto
Tıpta bir hastalık adı:
Bağışıklık sistemi tiroid bezini hedef alır.
Özünü yabancı sayar, koruması gereken bünyeyi düşman sayar.
İçeriden bir kale kuşatması gibi başlar bu yıkım;
yavaşça, derinden ve sinsice…

Düşünce bulanır, yorgunluk iliklere yerleşir.
Hayatın diri ritmi, ruhu donduran bir sessizliğe yerini bırakır.
Organlar bozulur, irade çözülür, düşünce bulanır.

Ve sonunda o meşhur “mistik yorgunluk” bilince yerleşir.

Oysa bu topraklar,
anlatıların gürül gürül aktığı bir nehir gibiydi.

En büyük anlatımız olan inanç,
sadece bir aidiyet değil;
yaşayan bir ahlâk biçimiydi.
İnsanların birbirine omuz verdiği,
sessiz ve kadim bir sözleşmeydi.

Ne zaman ki o nehrin yatağını unuttuk,
kıyılarına soğuk ve sağır betonlar ördük;
işte o zaman kendi özümüze yabancılaştık.

Anlam yerini gösterişe,
öz yerini biçime bıraktı…
kutsal olan da gündelik çıkarların kalkanına dönüştü.

Bu çöküş,
tıpkı o Haşimoto gibi işledi:

Bağışıklık sistemimiz şaşırdı.
Zihinler bulandı, vicdanlar ağırlaştı.
Hayatın ritmi sönmeye başladı.
…Kendi insanımız yabancı sanıldı.

İşte bu küresel uyuşukluğun ortasında,
küçük ama sahici bir kıpırtı belirdi…

Sapanca Meydanı’nda
bir avuç insan toplandı.

Kalabalık değillerdi.
Ama mesele sayı da değildi.

Dünyanın uzak bir köşesindeki insan onuruna
vurulan prangaya karşı birkaç söz söylediler.

Bu bir öfke patlaması değildi.
Siyasi bir hesaplaşma değildi.
Geçici bir heyecan değildi.
Kurgulanmış bir sahne değildi.
Günü kurtarma çabası değildi.
Kuru bir gürültü hiç değildi.
Bir hatırlayıştı.

“Biz hâlâ insanız” demenin
en yalın, en vakur hâliydi.

Belki de bu yüzden o an
sıradan bir eylem olmaktan çıktı.
Bir işarete dönüştü.

Toplumsal bağışıklığın
kendini yeniden hatırlaması gibi…

Bir antikorun,
kendi bedenini yeniden tanıması gibi…

Çünkü şifa dediğimiz şey,
bedenin kendine düşman olmaktan vazgeçmesidir.

Toplumlar için de kural değişmez.

Sapanca’da atılan o küçük adım
bu yüzden büyüktü.

Yorulan o soylu öfkenin yeniden uyanışı gibi…

Ve belki de en çok bu yüzden:
yeniden bir başlangıç gibi.


Kaynak
Sapanca Sivil Dayanışma İnisiyatifi Basın Açıklaması Yaptı

1 Yorum

Eymen 17 Nisan 2026 at 17:21

info’nun zirvesinde bir yazı. mürekkep aşık olmuş sana.

Cevapla

Yorum Yap

İçimdeki BEN, Dışımdaki SEN ve SAPANCA ...