Sapanca INFO

Ömer ÇAPOĞLU ile Röportaj

Köylerin mahalleye dönüşmesiyle birlikte muhtarlık; artık sadece evrakların mühürlendiği bir büro değil, yerel liderliğin ve değişimin kalbi haline geldi. Biz de, bu değişimi bizzat yöneten; gençlerin “Ömer Abi”, büyüklerin ise “bizim evlat” diyerek bağrına bastığı Kırkpınar Tepebaşı Mahalle Muhtarı Ömer ÇAPOĞLU ile mahallesine olan köklü sevdasını ve Tepebaşı’nın vizyoner dönüşüm hikâyesini konuştuk.



Osmanlı’nın mahalle kültüründen miras kalan muhtarlık makamı; artık sadece mühür basılan bir masa değil, mahallenin altyapısından sosyal hayatına kadar her noktada sorumluluk alan ve vatandaşın derdine derman olan bir merkez haline geldi. Kırkpınar Tepebaşı Mahallesi’nde bu değişimi yöneten isim ise muhtar Ömer ÇAPOĞLU.

Ömer Çapoğlu, muhtarlık anlayışını şu sözlerle özetliyor:
“Bir şeyi yapmak önemli değil; asıl yaptıktan sonra orayı yaşatabilmektir.”

İşte Kırkpınar Tepebaşı Mahallesinin dünü, bugünü ve muhtarlığın değişen çehresi üzerine gerçekleştirdiğimiz o samimi röportaj…

Ömer muhtarım, seni herkes tanıyor ama bir de senden duyalım. Bize biraz kendinden, biraz da mahallenizden bahseder misin?

1988 doğumluyum; 5 kardeşin en küçüğü, doğma büyüme Sapanca Kırkpınar Tepebaşı’lıyım. İlk ve ortaokul yıllarım bu sokaklarda geçti; meslek lisesini de yine ilçemizde bitirdim. Askerden gelince bir süre otobüs şoförlüğü ile rızkımızı kazandım, ardından 112 Acil Servis’te ambulans şoförlüğü yaptım. Yani anlayacağınız, muhtar olmadan önce de hayatım insanımızı bir yerden bir yere, sağlığına veya sevdiklerine ulaştırmakla geçti. Evliyim, üç çocuk babasıyım ve 2019’dan beri de Tepebaşı halkının teveccühüyle muhtar olarak mahalleme hizmet ediyorum.

Gelelim bizim Tepebaşı’na… Burası sadece bir mahalle değil, Sapanca’nın huzura en komşu köşesidir. Altyapısı, üstyapısı tamamlanmış; sessiz, sakin ve kaliteli bir yaşamın adresidir. Nüfusumuzun büyük çoğunluğu benim gibi Laz kökenli vatandaşlarımızdan oluşur.

Bizim mahallemiz, sırtını Samanlı Dağları’nın o zengin ormanlarına dayamış, yüzünü ise Sapanca Gölü’nün o dingin maviliğine dönmüştür. Kuzeyimizde Hasanpaşa ve Soğuksu mahalleleri var ama güneyimiz tamamen uçsuz bucaksız yeşilliktir. Havası tertemizdir, sükûneti ise bambaşka butik bir yaşam alanıdır.

Genç yaşta bu işe girmek kolay değil. ‘Gençsin, gez toz, ne işin var muhtarlıkla’ diyen olmadı mı? Seni muhtarlığa yönelten, ‘Ben yaparım’ dedirten sebep neydi?

Aslında her şey 2014 yılında, o zamanki Belediye Başkanımız Aydın YILMAZER ile birlikte sahaya çıkmamla başladı. O seçim sürecinde sokak sokak gezerken, mahallem için bir şeyler yapmanın tadını aldım. Seçimden sonra da durmadım; kimin bir derdi olsa, nerede bir hizmet gerekse kendimi orada buldum.

Yapım gereği biraz girişkenimdir, yerimde duramam. Arkadaşlarım, dostlarım halimi görünce başladılar ‘Ömer, seni muhtar yapalım, bu enerji mahallemize lazım’ demeye. Tabii o zaman daha 30 yaşındayım, çocuklarım henüz çok küçük… Bir yanım ‘Vakit ayırabilir miyim?’ derken, diğer yanım ‘Mahallene hizmet etme fırsatı bu’ dedi. Sonunda mahalleme olan sevdam ve büyüklerimin desteği ağır bastı, ‘Haydi bismillah’ dedik.

2019’da mahalleli genç yaşıma rağmen bana güvendi, mührü teslim etti. İlk günler ‘Acaba yapabilir miyim?’ diye bir acemilik yaşamadım değil ama mahalleli beni öyle bir sahiplendi ki, o zorlukları hep birlikte aştık. Bugün geriye dönüp baktığımda; o yaşta bu sorumluluğu almak benim için sadece bir görev değil, hayatımın en büyük gururu oldu. İnsanımıza hizmet etmekten, onlarla omuz omuza olmaktan bir gün bile yorulmadım.

Eskiden muhtar denince evrak imzalayan biri akla gelirdi. Ama seni sürekli mahallede görüyoruz. Senin için muhtarlık ne demek?

Haklısın, ama artık o devir kapandı, en azından benim için.

Benim için muhtarlık; mahallenin derdiyle dertlenmek, vatandaşın sevincine de kederine de ilk koşan olmak demek. Cenazede omuz vermek, düğünde başköşede değil, hizmette olmak; yeri geldiğinde maddi, yeri geldiğinde manevi bir el uzatabilmektir.

Sadece sosyal işler de değil; mahallede su mu kesildi, elektrik mi gitti? ‘Ekipler gelir yapar’ demiyorum. Çizmemi giyip sahaya iniyor, arıza giderilene kadar ekiplerin başında duruyorum. İnsanımız devlete ulaşmak istediğinde yolu ben açıyor, öncü oluyorum.

Şunu açıkça söyleyeyim: Tepebaşı Muhtarlığı artık 7/24 açık bir devlet kapısıdır.

Gecenin bir yarısı da olsa mahalleli bana ulaşabileceğini bilir. Teknolojiyi de mahallemizin emrine sunduk; her evden en az bir kişinin olduğu iletişim grubu kurdum. Bir arıza mı var? Sebebi ne, ne zaman çözülecek? Hepsini anlık paylaşıyorum ki, komşularım günlük planını ona göre yapabilsin, mağdur olmasın. Kısacası; sadece mühür basan muhtar değil, mahallenin yaşam yüküne omuz veren muhtar olmaya çalışıyorum.

Gençler sana ‘Ömer abi’ diyor, büyükler ise ‘Bizim evlat’. Bu dengeyi nasıl kuruyorsun? Gençlerin beklentisiyle büyüklerin tecrübesi arasında nasıl bir köprü oluyorsun?

Mahallede ki gençler ile aramızda çok özel bir bağ var. Bu bağ, benim için dünyadaki en büyük makamdır. Onlar bizim geleceğimiz, bu yüzden her zaman yanlarında olmaya çalışıyorum.

Özellikle yaz aylarında mahallemizi hareketlendiriyoruz; futbol ve voleybol turnuvaları düzenliyor, beraber İstanbul gezileri düzenliyoruz. Ama sadece eğlenmiyoruz; bir dertleri, bir sıkıntıları olduğunda ‘Ömer Abileri’ olarak kapımı çalabileceklerini bilirler. Onları dinlemek, problemlerine çözüm üretmek benim önceliğimdir.

Büyüklerimize gelince… Onların bendeki yeri çok başka. Bu yola çıktığımda bana güvenip sahip çıktılar; her birinin ellerinden öperim. Mahalle işlerinde tıkandığım, aşamadığım bir problem olduğunda hemen büyüklerime danışırım, onların tecrübesi benim yolumu aydınlatır. Onlara saygıda hiçbir zaman kusur etmem, onlar da sağ olsunlar beni kendi evlatları gibi görüp sahiplendiler.

Biz Tepebaşı’nda şunu başardık: Büyüğümüzle küçüğümüzün aynı masada oturup dertleşebilen, birbirini anlayan bir mahalle olduk. O dengeyi sevgiyle, saygıyla ve en önemlisi samimiyetle kurduk. Gençlerin enerjisi ile büyüklerin tecrübesini aynı potada eritiyoruz; mahallemizin huzuru da işte bu güzel dengeden geliyor.

Muhtarlık döneminde ‘İyi ki yapmışım’ dediğin neler oldu? Arkana baktığında seni en çok ne gururlandırıyor?

Evet, 7 yılı geride bıraktık. Ama görevimin henüz başlarında pandemi oldu. Bu süreçte muhtarlık görevimin en zor ama en anlamlı dönemlerinden birini yaşadım. Mahallemde hiçbir kimsenin ihtiyaçlarından eksik kalmaması için gece gündüz çalıştım. Evden çıkamayan mahalle sakinlerinin temel ihtiyaçlarını mahalle gençleriyle birlikte karşıladık. O dönemde neredeyse hiç eve girmedim; muhtarlık adeta bir kriz merkezi gibi çalıştı.

Ardından deprem felaketi geldi. İlk kamyonla Hatay’a gidenlerden biri oldum. Tepebaşı’ndan kurduğumuz gönüllü ekip, daha ilk günden yola çıkmaya hazırdı. On gün boyunca deprem bölgesinde kaldık, yaraları sarmak için elimizden geleni yaptık. Tepebaşı ile Hatay arasında kurduğumuz koordinasyon sayesinde özel bir çalışma yürüttük; ihtiyaçların hızlıca ulaştırılması, yardımların doğru yerlere gitmesi için gece gündüz koşturduk.

Ama hiçbir şey Tepebaşı için kurduğumuz hayalleri engelleyemedi. Şöyle bir arkama baktığımda beni en çok mutlu eden şeylerden biri de mahallemizin atıl kalmış, unutulmuş köşelerini canlandırmak oldu. Mesela mahallemizde 3,5 dönümlük, öylece duran metruk bir arazi vardı. Orayı mahallemize geri kazandırdık. İçine gençlerimizin vakit geçirebileceği şirin bir kafeterya yani bir nevi “Gençlik Merkezi” yaptık. Etrafını çitle çevirip çocuk oyun parkları kurduk. Şimdi aileler çocuklarıyla oraya gelip yeşillikler içinde huzurla çayını içiyor; işte o mutluluğu görmek benim için paha biçilemez.

Bir de meşhur Kurtköy Deresi mevzumuz var… Oraya 650 metre cephemiz vardı ama bakmaya korkardınız; her yer moloz, dikenlik ve çöplük içindeydi. Kolları sıvadık, orayı boydan boya temizledik. Şimdi orada pırıl pırıl bir yürüyüş yolumuz ve çocuk parkımız var. Işıklandırmasıyla, düzeniyle artık mahallelimizin nefes aldığı bir yer haline geldi.

Tabii sadece çevre düzenlemesiyle yetinmedik, altyapıyı da baştan aşağı elden geçirdik. Mahallemizin su ve elektrik sistemleri çok eskiydi; SASKİ ve SEDAŞ ile el ele vererek sorunları tek tek tespit ettik. İki trafo yetmiyordu, görüşmelerimizle iki trafo daha eklettik, elektrik direklerini yeniledik. Su hatlarımızdaki sıkıntıları çözdük. Mahallemizin enerji ve su altyapısını %80 oranında modern bir sisteme geçirdik.

Ayrıca araç geçişlerine engel olan dar sokaklarımızı genişlettik, yeni yollar açarak ulaşımı çok daha konforlu hale getirdik. Yani Tepebaşı’nın hem altını hem üstünü nakış gibi işledik desek yeridir.

Bugün geriye dönüp baktığımda, hem krizlerde mahallemle omuz omuza verdiğimiz dayanışma hem de Tepebaşı’nın çehresini değiştiren projeler, “İyi ki yapmışım” dediğim en büyük gurur kaynağıdır.

Kapını çalanların en çok istediği şey ne oluyor? Mahalleli senden en çok ne bekliyor?

Çok şükür, 7 yıllık emeğimizin karşılığını aldık. Bugün Tepebaşı; altyapısıyla, asfaltıyla, elektriği, suyu ve doğalgazıyla işlerin çoğu tamamlanmış, tıkır tıkır işleyen bir mahalle haline geldi. Hal böyle olunca, eskisi gibi kapım büyük sorunlar için aşınmıyor. Mahalleli artık daha çok günlük yaşamın içindeki detaylar için kapımı çalıyor.

Bazen bir çöp bidonu talebi, bazen elektrik veya su arızasıyla ilgili bilgi alma isteği… En çok da düğünümüz, cemiyetimiz veya bir cenazemiz olduğunda; ‘Muhtarım bu işi nasıl organize edelim, ne yapalım?’ diye sorup fikir alıyorlar, destek istiyorlar. Her zaman yanlarındayım.

Tabii bir de 112 Acil Serviste çalıştığım için sağlık konusunda bir nevi ‘mahallemizin sağlık danışmanı’ gibiyim. Acil bir durumda bilirler ki Ömer evlatları orada. Kısacası benden büyük hizmetler değil, daha çok hayatın içinde bir kardeşlik, bir yoldaşlık ve her an ulaşılabilirlik bekliyorlar. Biz de bu güveni boşa çıkarmamak için 7/24 görev başındayız.

Dışarıdan bakınca mühür sende, yetki sende ama… Bu işin o görünmeyen kahrı, insanı ‘yeter artık’ dedirten tarafı hangisi? Seni en çok ne yoruyor?

İnan bana, ben bu yola gönlümü koyarak çıktım. Hem mahallemi hem de insanımızı o kadar çok seviyorum ki, şimdiye kadar ‘bıktım, usandım’ dediğim bir an bile olmadı. Ama beni en çok ne yoruyor dersen; bazen yetki olarak elimiz kolumuz bağlandığında mahalleliye karşı hissettiğim o sorumluluk yükü derim.

İlçe belediyemiz de Büyükşehir de sağ olsunlar, bir talebimiz olduğunda hemen çözüm üretmeye çalışıyorlar. Ama bazen aracı kurumlarla, şirketlerle ilgili işlerde süreç bizim istediğimiz gibi hızlı ilerlemiyor. Taleplerimiz geciktiğinde, o hizmet mahalleme hemen ulaşmadığında kendimi mahalle sakinlerine karşı mahcup hissediyorum. İşte o bekleyiş süreci beni gerçekten yoruyor.

Neyse ki mahallelimiz her şeyin farkında; benim ne kadar çabaladığımı biliyorlar, beni hiç üzmüyorlar. Benim de kendime sözüm, bir ahdim var: ‘Yoruldum, usandım’ demeyeceğim. Çünkü Tepebaşı halkı her şeyin en iyisini hak ediyor ve onlar için çalışmak benim bütün yorgunluğumu alıyor.

Her mahallenin gizli kahramanları vardır; kimi bakkal, kimi öğretmen, kimi komşu. Senin gözünde Tepebaşı’nın görünmeyen kahramanları kimler?

Benim gözümde Tepebaşı’nda yaşayan her bir insan, bu mahallenin gizli kahramanıdır. Biz burada sadece komşu değil, büyük bir aileyiz. Hastalıkta, sağlıkta, iyi günde ve o en kötü günde her zaman sırt sırta vermeyi biliriz. Bizim mahallemizde yaşlısından gencine herkeste çok güçlü bir aidiyet duygusu vardır; ‘Tepebaşılıyım’ demek, bir derdi paylaşıp yükü omuzlamak demektir.

Bunun en büyük örneğini Maraş depreminde yaşadık. O acı günlerde bütün mahalle tek yürek olduk. İnanır mısın, sadece bizim mahallemizden deprem bölgesine 13 tır yardım malzemesi çıktı. Kimse ‘benim imkânım az’ demedi, herkes elinde ne varsa getirdi.

Bir başka gurur tablomuz da okulumuzdur. Okulların açılmasına az bir zaman kala Tepebaşı Aktar İlkokulunun çevre düzenlemesi, kamera, boya, WC ve genel bakım onarım işleri için bir yenileme kampanyası başlattık. Yaklaşık 750 bin TL lik bir masraf çıktı karşımıza. Devletimizin gücü yanında, bu maliyetin %85 gibi devasa bir kısmını bizzat mahalle sakinlerimiz kendi cebinden karşıladı.

İşte kahramanlık budur; mahallesine, okuluna, evladına ve vatanına sahip çıkmaktır. Bizim mahallemizde özel bir kahraman aramanıza gerek yok; hangi kapıyı çalsanız arkasında yüreği kocaman bir kahraman bulursunuz.

Bundan sonra mahallen için neler yapmayı düşünüyorsun? Cebinde hangi müjdeler var, sırada hangi hizmetler bekliyor?

Biz ilk 7 yılımızda mahallenin temelini sağlamlaştırdık; elektriği, suyu, yolu hallettik. Şimdi sıra Tepebaşı’nın ‘vitrinini’ ve ‘ruhunu’ parlatmaya geldi.

Bundan sonrası için en büyük önceliğim; sosyal yaşamı daha da yukarı taşımak. Evet, bir gençlik merkezimiz ve parklarımız var ama ben buraları daha aktif, yaşayan yerler haline getirmek istiyorum. Gençlerimizin sadece takıldığı değil, kendini geliştirdiği, kursların olduğu, mahalle kültürünün teknolojiyle birleştiği bir düzen hayal ediyorum.

Ayrıca, çocuklarımız için teknoloji ve spor kampları hayalim var. Sadece park yapmak yetmez; o parklarda turnuvalar, etkinlikler ve eğitimler düzenleyerek mahalle aidiyetini en küçük yaştan itibaren aşılayacağız.

Yani sırada; daha çok etkinlik, daha çok teknoloji, daha çok yeşil ve pırıl pırıl bir Tepebaşı var. Çünkü bizde mahalle aşkı bitmez.

Komşularına, bakkalımıza, gençlere, büyüklerimize kısacası mahalleye buradan ne söylemek istersin?

Şunu bilmelerini isterim ki; bu yola çıktığım ilk gün hangi heyecanı taşıyorsam, bugün de aynı heyecanla, aynı aşkla mahallemin hizmetindeyim. Tepebaşı benim için sadece bir görev yeri değil; doğduğum, büyüdüğüm, evlatlarımı büyüttüğüm evimdir.

Genç kardeşlerime diyorum ki; kapım size her zaman açık, sizin enerjiniz benim en büyük motivasyonum. Büyüklerimize diyorum ki; sizin duanız ve rızanız benim en sağlam kalem.

Benim için mühür, cebimde taşıdığım değil; sokakta yürürken aldığım bir ‘Selamünaleyküm muhtarım’ selamı ve edilen o samimi dualardır.

Bana inandıkları, genç yaşımda bu ağır emaneti teslim ettikleri için her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Bizim sevdamız Tepebaşı, gücümüz ise birliğimizdir. Rabbim birliğimizi daim etsin.

Yorum Yap

İçimdeki BEN, Dışımdaki SEN ve SAPANCA ...