Hiç kimse ilkokul öğretmenini unutmaz. Çünkü onlar sadece okuma yazma öğretmez; hayatımıza insan olmanın ilk izlerini bırakır. Geçtiğimiz günlerde bir öğretmen gündem oldu: Kübra Öğretmen. Bir öğrencisinin yükünü kâğıda değil, yüreğine yazmıştı. Bana ilkokul öğretmenim Ahmet BELAT ’ı hatırlattı. Ve bir kez daha anladım: Bazı insanlar ömür boyu içimizde kalır. Onlara teşekkür etmek içinse hiçbir zaman geç değildir.
Not: Fotoğraf Sakarya Şehir Hafızası
Hiç kimse ilkokul öğretmenini unutmaz.
Çünkü onlar sadece harfleri öğretmez;
bir çocuğun kalbine ilk cesareti,
ilk vicdanı,
ilk umudu bırakır.
Geçtiğimiz günlerde bir öğretmen gündem oldu: Kübra Öğretmen.
Bir öğrencisinin yükünü kâğıda değil, yüreğine yazmıştı.
Erzincan sokaklarında, yağmurun serinliğinde koşarak valiye seslendi:
“Sayın Valim! Sayın Valim!”
Nefesi kesik kesikti.
Ellerinde titrek bir telaş, boğazında düğümlü bir ses vardı.
Ama kalbinde taşıdığı derdi saklamadı.
Tereddütsüz, içtenlikle anlattı.
Bir öğrencisinin hikâyesini öyle bir aktardı ki,
dinleyen herkes o acının yalnızca bir çocuğa değil,
bir anneye, bir öğretmene, bir insana ait olduğunu hissetti.
Vali Hamza Aydoğdu, sanki kendi evladını dinler gibiydi.
Çünkü Kübra Öğretmen sadece konuşmuyordu.
Yaşıyordu.
Bir insanın başkasının derdine bu kadar ortak olması,
cinnetle yarışan bir dünyada
hepimize unuttuğumuz bir hakikati hatırlattı:
İnsanlık hâlâ mümkün.
Bu ülkede binlerce Kübra Öğretmen var.
Sınıflarda, sokaklarda, yağmur altında dert anlatan…
Karnesini değil, karakterini dert eden…
Evladını değil, başkasının evladını sahiplenen öğretmenler.
Ve onlardan biri de Ahmet BELAT ’tı.
Benim ilkokul öğretmenim.
Yaklaşık elli yıl geçmiş…
Ortaokulda, lisede nice öğretmenim oldu.
Ama ilkokul öğretmenimi unutmadım.
Unutamam.
Kemalettin Sami Paşa İlkokulunda, kara tahtanın yanında dururdu: Ahmet Belat.
Sınıf kalabalık mıydı, defterimi getirmiş miydim, yoksul muyduk—hatırlamıyorum.
Ama siyah önlüğümü, önlüğün beyaz yakasını ve Ahmet BELAT ’ın yüzündeki merhameti hiç unutmuyorum.
Cümlelerindeki şefkati…
Omzuma koyduğu elin güvenini…
Ve bir çocuğa “Sen de olabilirsin” diye bakan gözlerini.
Çünkü ilkokul öğretmeni sadece ders anlatmaz.
İlk cesareti fısıldar.
İlk yanlışını görüp, “Bir daha yapmazsın” diye umutla bakan kişidir.
Meslek yapmaz, mesuliyet taşır.
Ahmet BELAT öğretmenim de öyleydi.
Sadece bilgi vermezdi;
bir çocuğun hayatına dokunarak dünyayı biraz daha adil kılmaya çalışırdı.
Zaman geçti. Biz büyüdük.
O artık aramızda değil.
Okullar değişti, şehirler değişti, karatahtalar akıllı tahtaya döndü.
Ama o ilk bakış, o ilk söz, o ilk güven hâlâ içimizde.
…
Bu yazı sadece bir anı değil.
Bir teşekkür, bir vefa, bir hatırlatma.
Çünkü öğretmenlik bir meslek değil,
insana insan olmayı hatırlatan bir sorumluluktur.
Ve bir gün, bir öğrenci belki kendi öğretmeni için şöyle diyecek:
“Ben kim olduysam… ilk o inandı.”
Onlar alkışları hiç duymadı.
Sınıfın duvarlarını aşmadı o sesler.
Ama bugün, bir mesajla, bir cümleyle, bir dua ile
teşekkür etme zamanı.
Çünkü teşekkür için hiçbir zaman geç değildir.

1 Yorum
Hayatımıza dokunan bize ilk doğruyu yanlışı Öğreten ahirete intikal etmiş öğretmenlerimize Allah rahmet eylesin yaşayanlara ise sağlıklı sıhhatli uzun ömürler versin