Sapanca INFO

Döngel’den Bugüne Sapanca: Park mı, Parsel mi?

2005’te Sapanca Gölü kıyısında çekilen Döngel Kârhanesi, Metin Akpınar ve Ahmet Uğurlu’yla absürd bir kara mizah sunuyordu. İzlerken güldük; “bu kadar da olmaz” dedik. O gün bir film setinde kurulan hayal, bugün bazı yönleriyle gerçeğe dönüştü. İşte bu yüzden “Sapanca Park” gibi kamusal projeler, Sapanca’nın geleceğine dair bir yön tercihi olarak okunmalı.



O zamanlar göl kıyısına film için küçük bir ev kurulmuştu.
Sapanca; doğallığın, sessizliğin, yavaşlığın simgesiydi.

Göl kenarında yürüyen insanlar vardı.
Elma bahçelerinde koşturan çocuklar.
Çınar altında çay içen büyükler.

Film bitti.
Set kaldırıldı.
Oyuncular gitti.

Ama hikâye orada kalmadı.
Sessizce, yavaş yavaş devam etti.

Bugünün Sapanca’sı

Bugün Sapanca’da toprak el değiştiriyor.
Göl manzarası metrekareyle ölçülüyor.
“Doğayla iç içe lüks yaşam” cümlesi, neredeyse her ilanın ortak dili.

Beton yükseliyor.
Doğa geri çekiliyor.

Bir zamanlar filmde “absürd” olan sahneler, bugün gündelik hayatın parçası gibi duruyor.
Artık tabelalar değişti belki ama zihniyet tanıdık.

Ve en düşündürücü olan şu:
Filmde hicvedilen anlayış, bugün daha yumuşak kelimelerle karşımıza çıkıyor.
“Turizm yatırımı.”
“Ekolojik yaşam.”
“Doğayla uyumlu proje.”

Kulağa iyi geliyor.
Ama çoğu zaman değişen sadece isimler oluyor.
Doğa yine pazarlanıyor.

Sessiz Dönüşüm

Sapanca giderek bir yaşam alanından çok bir ürüne dönüşüyor.
Ağaç gölgesi “konsept”,
göl kıyısı “ayrıcalık” oluyor.

Bir zamanlar mizah konusu olan pratikler,
bugün bungalovlar, özel iskeleler, yüksek duvarlı villalar arasında yeniden sahneleniyor.

Ama bu kez bir senaryo yok.
Bu kez oynanmıyor, yaşanıyor.
Ve biz gülmüyoruz.
Çünkü bu bir film değil.

Bu dönüşümün aktörleri çoğu zaman görünmüyor.
İsimleri yok.
Ama izleri her yerde:

Göl kıyısında artan yapılar,
bahçelerin yerini alan sert zeminler,
sessizce daralan kamusal alanlar…

Sapanca artık bir marka gibi konuşuluyor.
Aidiyet değil, değer artışı.
Paylaşım değil, sahiplik.

Geriye ise sessizlik kalıyor.
Ve hafıza kaybı.

Asıl Soru

Asıl mesele şu noktada düğümleniyor:
Bu gidişatı yalnızca izlemek mi,
yoksa Sapanca’yı yeniden ortak bir yaşam alanı olarak savunmak mı?

Sapanca Park gibi projeler,
eğer gerçekten kamunun ihtiyacını merkeze alırsa,
gölü parsel parsel bölmek yerine
insanla doğa arasındaki mesafeyi azaltabilir.

Ayrıcalığın değil, erişimin konuşulduğu bir Sapanca mümkün.

Bu bir romantik hayal değil.
Doğru niyetle, şeffaflıkla ve ortak akılla hâlâ ulaşılabilir bir ihtimal.

Ve belki de asıl soru şudur:

Burada kalabilecek miyiz,
yoksa Sapanca’yı bir gün sadece
“bir zamanlar” diye mi anlatacağız?

Yorum Yap

İçimdeki BEN, Dışımdaki SEN ve SAPANCA ...