Sapanca’yı sadece yeşili ve suyuyla pazarlamak, bu coğrafyanın ruhuna yapılan büyük bir haksızlıktır. Sapanca’ya etik açıdan baktığınızda adı “Biyo-ilham”, bilim ve teknoloji açısından baktığınızda ise “Biyomimikri” olur. Kavramlar ne olursa olsun değişmeyen tek bir gerçek vardır: Sapanca, insanın hırsına ve sınırlarına dair dersler veren bilge bir öğretmendir. Bu öğretmen, doyma eşiğini yitirmiş modern insana en temel kuralı hatırlatır: Hepimiz büyük bir bütünün parçasıyız; doğal sınırını aşan her şey, günün sonunda kendi yıkımını hazırlar.
Sapanca’ya günü birlik gelenler belki fark etmez ama yerli halkı iyi bilir;
bu coğrafyada çınarlar dağlarda değil,
ovada yetişir.
Samanlı Dağları’nın yamaçlarında
tek bir heybetli çınar göremezsiniz.
Çünkü çınar;
tutunmak için derin ve düz bir toprak,
beslenmek için bol su,
serpilmek için dengeli bir ova ister.
Güneşten payına düşeni almak için acele etmez.
Zirvelerin süslü vaatlerine kapılmak yerine,
toprağın en derinindeki
sarsılmaz hakikati arar.
Nitekim doğal sınırını aşıp
dağların tepesinde çınar olmaya kalkışan her fide,
sert rüzgâra
ve sığ toprağa yenilip
kurumaya mahkûmdur.
Ne var ki insanoğlu,
doğanın bu yalın dersini
unutmaya pek meyillidir.
…
Mitolojide Thessalia Kralı Erysichthon’un hikâyesi anlatılır.
Erysichthon,
doymak bilmeyen açgözlülüğü yüzünden
Tanrıça tarafından
“asla doymama” cezasıyla cezalandırılır.
Önüne konan hiçbir servet,
hiçbir ambar,
hiçbir kaynak
onu tatmin etmez.
Ne kadar yerse
daha çok acıkır;
ne kadar biriktirirse
daha fazlasını ister.
En sonunda
doymak uğruna
kendi kendini tüketmeye başlar.
Bu kadim uyarı
sadece mitolojiye özgü de değildir.
Doğu’dan Batı’ya,
insanlığın ortak vicdanına seslenen
tüm kadim metinlerde
aynı hakikat çınlar.
Kur’an-ı Kerim’deki Tekâsür Sûresi de
insan zihninin bu karanlık çıkmazını
tam kalbinden vurur:
“Çoğaltma yarışı (mal, servet, güç biriktirme hırsı) sizi oyaladı; ta kabirlere varıncaya kadar…”
Hâl böyle olunca
insanın merakına şu soru geliyor:
Tekâsür bağımlısı olan bir insan,
ne zaman “yeter” der?
…
Doyumsuzluk
bir ihtiyaç meselesi değil,
bir sınır kaybıdır.
Kendi doğasını,
yetiştiği ovayı
ve taşıyabileceği yükü unutan insan;
gözünü dağların tepesindeki
ulaşılmaz yüksekliklere diker.
Ama o yükseklikte
onu besleyecek bir toprak,
onu koruyacak bir denge yoktur.
İlk önce kendi kurur,
sonra ekolojiyi kurutur.
İbnü’l-Arabî’den Mevlânâ’ya,
Marcus Aurelius’tan Spinoza’ya kadar
tüm bilgelerin birleştiği gibi:
“Hepimiz büyük bir bütünün parçasıyız.”
…
Bilge öğretmen Sapanca,
aslında hepimize sessizce aynı şeyi öğretir:
“Sınırlarını bilmek, hayatta kalmaktır.”
Sonuçta bir gölün bile
kaldırabileceği bir yük vardır.
Taşıyabileceğinden fazlasını verip
akacak bir yer bırakmazsanız,
en sonunda
kendi kıyılarını yutmaya başlar.
Ya da o ovada,
gölgesiyle yüzlerce insanı serinleten
heybetli çınarı düşünün…
Hırsına yenik düşüp
ait olmadığı yükseklere çıkarsa,
ormancının hedefi olur.
Ne kadar biriktirirsek biriktirelim,
doyumsuz bir ruhu doyurmaya yetecek
bir rakam henüz icat edilmedi.
Sistemler dışarıdan gelen darbelerle
patlamadan çok önce,
asıl çöküş
zaten içeride başlar;
o “içten gelen yetinme duygusu”
kaybolduğunda…
Belki de bugün
modern insanın yeniden hatırlaması gereken şey
tam olarak budur.
Herkes,
dağın tepesinde tek başına duran
çınar olmaya çalışmak zorunda değil.
Asıl mesele;
kendi ovasında,
köklerini derine salıp,
içten gelen etik bir
“yeter” cümlesiyle
yaşayabilmekte.
Hatta belki de asıl mesele;
gösterişli hırsların peşinde koşmak değil,
uzun yıllar boyunca
doğaya ve insanlığa
karşılıksız fayda sağlayacak
heybetli çınarların yeşermesine
vesile olan
o meçhul kuş olabilmekte…

4 Yorum
Ben en çokta Çınar ağaçlarını severim. O hep Babama benzer.
Sapanca gerçekten de sessizce öğreten bir bilge gibi… Bazen doğanın anlattığını duymak için sadece biraz susmak gerekiyor. “Doyumsuzluk bir ihtiyaç değil, sınır kaybıdır.” Çok anlamlı bir yazı olmuş elinize yüreğinize sağlık…
Bu yazıyı gözü ve gönlü doymayan zengin kitlelerin okuması gerekiyor. Cok para ve mülk huzur ve mutluluk getirmediği bilmelerine rağmen nefeslerini yenik düşüyorlar.
Hocam sen Sapanca ya aşıksın. Bu müthiş yazında yaptığın benzetme ve alegoriler çok zekice ve duygu dolu. Kalemine sağlık