Sapanca INFO

Turizm Çağında Sapancalı Olmak

“Sapanca çok değişti.” Eski arkadaşlarımdan sıkça duyuyorum bu cümleyi. Değişimden ne açıkça şikâyet ediliyor ne de memnunlar. Turizm büyüyor, yeni insanlar geliyor, yeni hayatlar kuruluyor. Sapanca başka bir hayata doğru ilerliyor. Fakat nedense, bu yeni hayatın geride bıraktıklarından pek kimse bahsetmiyor.



Sapanca’ya her gelişimde eski arkadaşlarla bir araya gelip sohbet etmeyi severim.

Önce işten, güçten, çocuklardan konuşuruz.

Sonra konu bir şekilde Sapanca’ya gelir.

Zaten Sapanca’da konu, bir şekilde Sapanca’ya gelir.

“Eskiden böyleydi…”

“Şimdi şöyle oldu…”

Ben son zamanlarda arkadaşlarımın söylediklerinden çok, sustuklarına dikkat ediyorum.

“Şurası eskiden tarla idi…”

“Bu yolun adı eskiden böyle değildi…”

“Burada eskiden herkes birbirini tanırdı…”

Sonra konu bugüne gelir.

Ev ve kira fiyatlarına…

Bungalovlara…

Hafta sonu trafiğine…

Göl kenarındaki kalabalığa…

Yeni gelenlere…

Yatırımcılara…

Ve sohbetin sonu çoğu zaman aynı cümleyle biter:

“İyi oldu tabii… Ama Sapanca da çok değişti.”

İşte o “ama” önemli.

Çünkü içinde biraz özlem, biraz şaşkınlık, biraz gurur, biraz da endişe var.

Ve insan ister istemez şunu düşünüyor:

Sapanca değişirken, biz bu değişimin neresindeyiz?

Sapanca artık sadece Sapancalıların yaşadığı bir yer değil.

Hafta sonu başka şehirlerden insanlar geliyor.

İkinci evler çoğalıyor.

Oteller, bungalovlar, restoranlar, kafeler açılıyor.

Yeni yatırımlar geliyor.

Bunun iyi tarafını görmezden gelmek olmaz.

Turizm para getiriyor.

İş getiriyor.

Birçok insan evine ekmek götürüyor.

Yeni fırsatlar doğuyor.

Sapanca’nın adı daha çok duyuluyor.

Bunları görmeden Sapanca’nın bugününü konuşmak haksızlık olur.

Ama insan kazandığına bakarken, ne kaybedebileceğini de düşünmeli.

Çünkü turizm sadece para getirmiyor.

Yeni alışkanlıklar, yeni beklentiler, yeni ilişkiler de getiriyor.

Fark etmeden insanın yaşadığı yere bakışını değiştiriyor.

Bir evin değeri, “Kaça kiraya verilir?” diye konuşulabiliyor.

Bir bahçenin kıymeti, yetiştirdiği meyveden çok manzarasıyla ölçülebiliyor.

Bir mahallenin sessizliği bile satılacak bir deneyime dönüşebiliyor.

Bunların hiçbiri tek başına yanlış değil.

İnsan evini değerlendirmek, iş kurmak, yatırım yapmak, para kazanmak ister.

Ama tam burada başka bir soru çıkıyor:

Bir yer ekonomik olarak değer kazanırken, o yerin insanı da aynı ölçüde değer kazanıyor mu?

Bir şehrin değişimini sadece kaç işletme açıldığıyla ölçemeyiz.

Kaç bungalov yapıldı?

Kaç turist geldi?

Kaç yeni işletme açıldı?

Bunlar elbette önemli.

Ama başka şeyler de önemli.

Gençlerimiz Sapanca’da kendilerine bir gelecek kurabileceklerine inanıyor mu?

Çocuklarımız yaşadıkları yere hâlâ “Bizim Sapanca” diyebiliyor mu?

Bir insan burada doğduğu için kendini şanslı hissediyor mu?

Ve belki de en zor soru:

Sapancalı, kendi memleketinde hâlâ ev sahibi olduğunu hissediyor mu?

Burada eski Sapanca’yı da övecek değilim.

Eskiden her şey daha güzel değildi.

Eskiden de sorunlar vardı.

Eskiden de insanlar geçim derdindeydi.

Eskiden de değişim vardı.

Mesele eski Sapanca’ya dönmek değil.

Mesele, yeni Sapanca’yı kurarken eski Sapanca’dan neyi yanımıza alacağımızı bilmek.

Çünkü bir şehrin geçmişi sadece eski binalardan, sokaklardan ve fotoğraflardan ibaret değildir.

Birbirini tanımaktır.

Komşunun kapısını çalabilmektir.

Çocuğun hangi evde büyüdüğünü bilmektir.

Bir düğünde, bir cenazede, bir hastalıkta birbirinin yanında olmaktır.

Bir yere sadece “burada yaşıyorum” diye değil, “burası benim” diye bakabilmektir.

Bunlar ekonomik tabloların içine yazılmaz.

Ama bir şehrin asıl zenginliği biraz da burada saklıdır.

Turisti suçlamanın da anlamı yok.

Buraya gelen insan Sapanca’yı sevmek, gezmek, dinlenmek ve parasını harcamak istiyor.

Bunda yanlış bir şey yok.

Sorun turistin Sapanca’yı sevmesi değil.

Sapanca’nın zamanla yalnızca turistin sevdiği şeylerden ibaret hâle gelmesi ihtimali.

Çünkü turist gider.

Sapancalı kalır.

Günübirlikçi gider.

Hafta sonu biter.

Kalabalık dağılır.

Ama burada hayat devam eder.

Çocuklar burada büyür.

Gençler burada iş arar.

İnsanlar burada ev kurar.

Yaşlılar burada yaşlanır.

Bu yüzden turizmi sadece kaç kişinin geldiğiyle değil, geride nasıl bir hayat bıraktığıyla da düşünmek gerekiyor.

Belki de “Sapancalı olmak” ne demek, yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Sadece burada doğmak mı?

Burada evi olmak mı?

Yıllardır burada yaşamak mı?

Yatırım yapmak mı?

Yoksa bütün bunların ötesinde, bu yerin geleceğine karşı kendini sorumlu hissetmek mi?

Belki hepsinden biraz.

Çünkü Sapancalı olmak sadece Sapanca’dan bir şey almakla ilgili değil.

Biraz da Sapanca’ya ne bıraktığınla ilgili.

Bir dükkân açarsın.

Bir ev yaparsın.

Bir işletme kurarsın.

Para kazanırsın.

Bunların hepsi hayatın parçasıdır.

Ama bütün bunların yanında bu şehrin kültürüne, doğasına, insanına ve geleceğine de bir şey bırakabiliyorsan, işte o zaman sadece Sapanca’da yaşamış olmazsın.

Sapanca’nın hikâyesine dahil olursun.

Şehirler değişir.

İnsanlar değişir.

Ekonomi değişir.

Bunların önüne geçemeyiz.

Zaten geçmeye de çalışmamalıyız.

Ama nasıl bir değişimin içinde yaşayacağımıza hiç düşünmeden razı olmak zorunda da değiliz.

Belki bugün Sapanca’nın en büyük meselesi de budur.

Turizme karşı olmak değil.

Değişime karşı olmak değil.

Para kazanmaktan utanmak hiç değil.

Mesele, bütün bunları yaparken kendimizden geriye ne bırakacağımızı bilmek.

Çünkü bir gün dönüp baktığımızda;

daha çok işletmemiz,

daha pahalı evlerimiz,

daha fazla turistimiz,

daha büyük yatırımlarımız olabilir.

Ama eğer bütün bunların arasında birbirimize yabancılaşmışsak…

Çocuklarımız kendi memleketlerinde kendilerini misafir gibi hissediyorsa…

Ve “Sapanca” dediğimiz şey sadece satılan bir manzaraya dönüşmüşse…

O zaman gerçekten büyümüş mü oluruz?

Belki de turizm çağında Sapancalı olmak tam burada başlıyor.

Turizme karşı olmamak.

Para kazanmaktan utanmamak.

Değişimden korkmamak.

Ama değişirken ne olduğumuzu unutmamak.

Çünkü mesele yalnızca Sapanca’nın ne kadar büyüdüğü değil.

Sapanca’nın içinde nasıl bir hayat büyüttüğümüz.

Ve belki de yıllar sonra yine eski arkadaşlarla bir masanın etrafında oturup,

Sapanca çok değişti.

dediğimizde, bu kez cümlenin sonuna başka bir şey ekleyebilmek:

“Değişti… ama iyi ki değişirken kendini kaybetmedi.”

Yorum Yap

İçimdeki BEN, Dışımdaki SEN ve SAPANCA ...