Sapanca’nın çarşısında küçük çay ocakları vardır. Birkaç tabure, birkaç masa, kaynayan bir çaydanlık… Ve ocağın başında herkese dost biri. Biraz hamaset, biraz da dedikodu. Belki Sapanca değiştirilemez, belki dünya kurtarılamaz ama çaylar soğumadan dertler soğutulur. Sapancalıyı birbirine bağlayan küçük düğümler burada atılır. Bir çay ocağına oturdunuz diyelim; ısmarlanan dertleri sakın geri çevirmeyin.
Sapanca çarşısında çay ocakları eskiden beri vardır.
Büyük tabelaları yoktur.
Gösterişli masaları da.
Küçük tabureler…
İnce belli bardaklar…
Ocağın üstünde kaynayan çaydanlık…
Kapının önünde birkaç masa…
Sabah dükkânını açan esnafın ilk çayı…
Çarşıya gelenin kısa molası…
Bir tanıdığın selamı…
Bir haber…
Bir hatır…
Bir dert…
Ve ocağın başında herkese dost biri.
İnsanları hâlinden tanıyan biri.
Kimin keyfi yerinde…
Kimin canı sıkkın…
Kimin iki laf etmeye ihtiyacı var, bilen biri.
Kimin açık çay içtiğini…
Kimin şeker attığını…
Kimin dert attığını…
Bilen biri…
…
Bir çay ocağına oturdunuz diyelim.
Çay hemen gelir.
İki laf edilir.
“Ne yaptın?”
“İyi.”
“Çocuklar?”
“İyi.”
Sonra konu bir şekilde Sapanca’ya gelir.
Zaten Sapanca’da konu, bir şekilde Sapanca’ya gelir.
Biri:
“Gölün hâli ne olacak?” der.
Öteki:
“Abi, eski Sapanca yok…” diye girer söze.
Bir başkası:
“Ben yıllardır söylüyorum zaten.” der.
Çaylar tazelenir.
Konu turizme gelir.
Trafiğe…
Betona…
Doğaya…
Siyasete…
Herkesin bir fikri vardır.
Biri belediyeyi düzeltir.
Biri ekonomiyi.
Biri dünyayı kurtarır.
Çay soğumadan bütün dertler soğumuştur.
…
Her şey küçüktür çay ocaklarında.
Ama sözler büyüktür.
Bazen insan, derdi olduğu için konuşur.
Bazen kızdığı için.
Bazen de elinden başka bir şey gelmediği için.
Biraz hamaset…
Biraz dedikodu…
İnsan bazen birkaç büyük cümle kurunca kendini iyi hisseder.
…
Yalnızca büyük meseleler konuşulmaz çay ocaklarında.
Bir cenaze olur, konuşulur.
Bir düğün olur, konuşulur.
Bir genç askere gider, yolu gözlenir.
Uzun zamandır görünmeyen biri varsa sorulur:
“Ne oldu buna?”
Birinin babası hastalanmıştır.
Birinin oğlu iş arıyordur.
Bir başkasının kızı evlenmiştir.
Bir esnafın işleri kötü gitmektedir.
Birinin yüzü gülüyordur.
Bir başkasınınki gülmüyordur.
İşte asıl mesele de budur.
İnsanlar burada sadece konuşmaz.
Birbirlerinden haberdar olurlar.
…
Sapanca’da ne olup bittiğini merak ediyorsanız, biraz çay ocağında oturmanız yeterlidir.
Ne kaymakamlık kadar resmidir çay ocakları…
Ne ev kadar mahrem.
Ama insanın hayatına bir şekilde dokunur.
Kimin doğduğunu…
Kimin evlendiğini…
Kimin hastalandığını…
Kimin işinin bozulduğunu…
Kimin gurbete gittiğini…
Kimin geri döndüğünü…
Bir şekilde bilir.
Belki bu yüzden değerlidir.
Küçüktür.
Sessizdir.
Gösterişsizdir.
Ama Sapancalıyı birbirine bağlayan küçük düğümler gibidir.
…
Sapanca’da yaşamış…
Büyümüş…
Yolu çarşıdan geçmiş herkesin…
Bir çay ocağında mutlaka bir hatırası vardır.
Belki bir çay içmiştir.
Belki bir dostla saatlerce konuşmuştur.
Belki de kimseye anlatamadığı bir derdi anlatmıştır.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı bir çözüm değildir.
Birinin karşısına oturup:
“Anlat bakalım…”
demesidir.
O yüzden…
Sapanca çarşısındaki o küçük çay ocaklarından birine düşerse…
Size çay ısmarlamak isteyene hayır demeyin.
Hatta mümkünse siz de birine çay ısmarlayın.
Çünkü belli mi olur?
Belki çayın yanında size bir dert de ısmarlanır.
Ve Sapanca’da…
Ismarlanan dertler geri çevrilmez.
