Kaç insanın duasında, kaç insanın pişmanlığında yaşıyoruz? Ve kaç insanın “Keşke…” cümlesinde bizim de payımız var? Yaşam dediğimiz şey, yalnızca kendi hikâyemizden mi ibaret? Belki de asıl hikâyemiz, farkında olmadan başkalarının hayatında bıraktığımız izlerde saklıdır. Çünkü bazen bir ömrün yönünü değiştiren şey, yapılanlar kadar yapılmayanlardır. “Acaba, bir başkasının ‘keşke’ si miyiz; yoksa ‘iyi ki’ si mi?”
Sapanca’da ömrünün ikindisinde olan insanlarla sohbet etmeyi severim.
Sözleri ağırdır, ciğerden kopar.
Her bir kelam, yılların süzgecinden süzülmüş de gelmiş gibidir.
Çıplak bir gerçeklik, puslu bir sesle konur masanın tam ortasına.
Sapanca’nın tarihi de sanki o masanın bir köşesinde oturur; şahitlik eder.
Ve ne zaman geçmişe dönülse, hep aynı gecikmiş sitem:
“Benim hayatım aslında başka türlü olabilirdi…”
…
Sonra anlatmaya başlarlar.
Kimi öğretmenini…
Kimi babasını…
Kimi komşusunu…
Kimi bir siyasetçiyi…
Kimi de yıllar önce elinden tutmasını beklediği ailesini.
İnsan dinledikçe şunu fark ediyor:
“Hayatımızda kendimize ait sandığımız ne çok şey, aslında başkalarının dokunuşuyla şekillenmiş.“
Bir öğretmenin söylediği tek cümle…
Bir babanın verdiği cesaret…
Birinin açtığı ya da kapattığı bir kapı…
Vaktinde uzatılmayan bir el…
Hakkı teslim edilmeyen bir emek…
Kendi tercihlerimizden önce, başkalarının tercihleri değmiş hayatımıza…
…
Tuhaf bir alışkanlığımız var.
Bir çocuğun hayalini kırıyoruz; “Hayat işte…” deyip geçiyoruz.
Bir gencin önünü liyakat yerine yakınlıkla kapatıyoruz; “Böyle gelmiş…” diyoruz.
Bir insanın hakkını teslim etmiyoruz; “Yapacak bir şey yok…” deyip geçiyoruz.
Bir kasaba nefessiz kalıyor; “Turizm…” diyoruz.
…
Sonra zaman geçiyor.
Çocuk büyüyor.
Genç yaşlanıyor.
Ve bazı yaraların üzerinden yıllar geçse de izi silinmiyor.
Belki de asıl korkulması gereken kötülüğün kendisi değil;
kötülüğün normalleşmesi‘ dir.
Yanlışların alışkanlığa, ihmallerin kültüre dönüşmesi…
Vicdanın, olan bitene bakıp sessiz kalmayı öğrenmesi…
Oysa mesele sadece kötü olmamak değildir.
İyilik yapabilecekken yapmamaktır.
Birinin elinden tutabilecekken tutmak…
Hakkını verebilecekken vermek…
Karanlıkta kalmış birine ışık olabilmek…
Kur’an’ın Nahl Suresi’nde hatırlattığı gibi:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.”
…
Şimdi sıra biraz da bizde.
Çünkü bir gün bizim de ömrümüzün ikindisi gelecek.
Biz de bir masanın kenarına oturacağız.
Önümüzde belki bir bardak çay…
Yanımızda yılların yorgunluğu…
Ve karşımızda geçmiş.
O gün kimleri hatırlayacağız?
Bize yapılanları mı?
Bize yapılmayanları mı?
Belki de asıl soru şu olacak:
Biz kimlerin hayatında nasıl kaldık?
Birinin önünü açan biri olarak mı?
Vaktinde elinden tutan biri olarak mı?
Yoksa yıllar sonra bile içini sızlatan bir hatıranın içinde mi?
…
Çünkü insan, kendisine yapılanların yalnızca sonucu değildir.
Onlardan sonra ne yapacağının da sahibidir.
Geçmişte bize yapılanı değiştiremeyiz.
Bize verilmeyen cesareti geri getiremeyiz.
Vaktinde açılmayan kapıyı yeniden açamayabiliriz.
Ama bugün, başka bir insanın hayatına nasıl dokunacağımıza hâlâ karar verebiliriz.
…
İnsan öldüğünde arkasında evler, arsalar, makamlar, unvanlar kalır.
Ama bazı şeyler başka türlü kalır.
Birinin duasında…
Bir başkasının hatırasında…
Bir insanın hayatında açtığımız küçücük bir yerde…
Belki insanın gerçek mirası, geride bıraktığı şeyler değil;
başkalarının hayatında bıraktığı izdir.
Ve belki yıllar sonra bizi anlatacak en doğru cümle, bizim hakkımızda söylenen değil;
bizim yüzümüzden bir başkasının hayatının nasıl değiştiğidir.
Bir gün, ömrümüzün ikindisinde geriye baktığımızda,
kaç kişinin hayatında bir “keşke”,
kaç kişinin hayatında bir “iyi ki” olduğumuzu anlayacağız.
Cevabını o gün öğreniriz.
Ama bugün hâlâ değiştirebileceğimiz bir şey var:
Bir başkasının hayatının, bizim yüzümüzden “iyi ki” diye anılacak kadar başka türlü olmasına vesile olmak.

3 Yorum
Bir başkasının hayatının, bizim yüzümüzden “iyi ki” diye anılacak kadar başka türlü olmasına vesile olmak.
İyi ki hayatımızın bir boşluğunu dolduruyorsunuz.
İyi ki, şükür ki, hamdolsun ki, koca bin teşekkür ki, gurbetten bile kalbimize dokunabiliyorsun ki, ki ler de ler uzar gider, her insanın ömrüne değmez senin gibi şahsiyetler abicim. Aynı asırda aynı meridyende soluk alıyor olmamız bile şans benim için.
ayak izlerine hayıflanır mâhi,
sanır ki çöldedir kasvalı bedevi.
fenerde kalan keşkelerin,
can suyu nedamet tefekkürleri.
iliştiğin iyikiler vehbi mi kesbi mi?
kaçmakta ömrün yatsısı,
tezahüre düşüyor şükrün paydası.