Sapanca Gölü’ne baktığımızda suyu görüyoruz. Peki ya suyun altında yaşanan hayatı? Turna balığı, bize gölün yalnızca seyredilecek bir manzara değil, kendi düzeni ve hafızası olan canlı bir dünya olduğunu hatırlatıyor.
Sapanca Gölü’ne baktığımızda çoğu zaman aynı şeyleri görürüz.
Su…
Dağ…
Gökyüzü…
Bir tekne…
Kıyıda yürüyen insanlar…
Ama gölün asıl hikâyesi, çoğu zaman bizim baktığımız yerin altında başlar.
Çünkü bir göl, yalnızca gördüğümüz su değildir.
Gölün altında da bir hayat vardır.
Ve o hayatın içinde turna da vardır.
…
Turna, Sapanca Gölü’nün sessiz sakinlerinden biridir.
Uzun gövdesi, ördek gagasını andıran ağzı ve keskin dişleriyle görünüşü bile ne olduğunu anlatır:
O bir avcıdır.
Suyun içinde bekler.
Hareketi izler.
Fırsatı kollar.
Sonra saldırır.
Başka balıkları, kurbağaları, küçük canlıları avlar. Hatta kendi türünün küçük bireyleri bile onun için besin olabilir.
Bize acımasız gelebilir.
Ama doğa, insanın ahlâk anlayışıyla işlemiyor.
Doğada iyi balık, kötü balık yok.
Av var. Avcı var. Hayatta kalmak var.
Ve hepsini birbirine bağlayan büyük bir düzen var.
…
Turnanın hayatında ilkbaharın da ayrı bir yeri vardır.
Üreme döneminde su bitkilerine çok sayıda yumurta bırakılır. Bir süre sonra küçücük turnalar ortaya çıkar.
Göl, kimsenin alkışlamadığı bir doğum törenini sessizce gerçekleştirir.
Biz kıyıda otururken…
O, kendi hayatını kurmaya devam eder.
İşte belki de Sapanca Gölü’nü anlamanın başlangıç noktası burasıdır:
Biz göle baktığımızda gerçekten ne görüyoruz?
Bir manzara mı?
Yoksa yaşayan bir dünya mı?
…
Sapanca Gölü’nü çoğu zaman bir fotoğraf karesi gibi seviyoruz.
Güzel olsun.
Mavi olsun.
Kıyısı düzenli olsun.
Manzarası bozulmasın.
Oysa gölün gerçek zenginliği, yalnızca gözümüze görünen tarafında değil.
Suyun altında…
Sazlıkların arasında…
Balıkların peşinde…
Ve bizim fark etmediğimiz binlerce ilişkide.
Bir gölü yalnızca seyrederek sevmek kolaydır.
Asıl mesele, onun nasıl yaşadığını anlamaktır.
…
Turna oltaya geldiğinde gölün başka bir yüzü ortaya çıkar.
Kolay teslim olmaz.
Kaçar.
Direnir.
Yön değiştirir.
Bazen sudan sıçrar.
İşte sportif balıkçılığın heyecanı da burada başlar.
Ama doğayla temas etmek yalnızca ondan bir şey almak değildir.
Onu tanımaktır.
Sınırlarını bilmektir.
Kurallarına uymaktır.
Ve sonunda oltanın ucundaki balıktan çok, içinde yaşadığı gölü düşünmeye başlamaktır.
…
Sapanca Gölü her gün bir şey anlatıyor olabilir.
Biz duymuyoruz.
Çünkü su konuşurken fotoğraf çekiyoruz.
Dağlara bakarken gölün altını unutuyoruz.
Kıyıda yürürken, kıyının hemen altında başlayan hayatı görmüyoruz.
Oysa gölün bir hafızası var.
Bir dengesi var.
Bir düzeni var.
Turnanın da o düzen içinde bir yeri var.
Belki mesele turnayı ne kadar büyük yakaladığımız değildir.
Mesele, turnanın yaşayabileceği bir gölü ne kadar büyük koruyabildiğimizdir.
Çünkü bir gün göle bakıp suyu görebiliriz.
Ama içindeki hayatı göremiyorsak…
Orada hâlâ bir göl var mıdır?
Kaynak
WikiPedia
Balık Haber
