Uluslararası Filistin Kara Konvoyu Sakarya’da olacak. Bu ziyaret, yalnızca bir güzergâh meselesi değil; aynı zamanda nasıl bir şehir olduğumuzu bir kez daha gösterme fırsatı. Çünkü Sakarya’nın mayasında umursamak vardır. İşte bu yüzden konvoy, yalnızca şehrimizin yollarından değil; vicdanımızın da önünden geçecek.
Sakarya’nın mayasında,
tabelalara sığmayan, hafızaya kazınmış en köklü gelenek nedir bilir misiniz?
Umursamak.
Sakarya; haritası sınırlarla değil, kucaklaşmalarla çizilmiş bir şehirdir.
Balkanlar’dan yalınayak, yangınların içinden kopup gelen göçmenleri umursadı bu şehir; ekmeğini böldü, ocağını açtı.
Kafkasya’nın dinmeyen sızısını, sürgün yemiş Çerkeslerin, Abhazların ahını kendi sızısı bildi; ağıtlarına yurt oldu.
Karadeniz’in hırçın fırtınasından kaçanı da, Doğu’nun çetin coğrafyasından kopup geleni de ötekileştirmeden, “Can” diyerek bağrına bastı.
…
Sakarya için umursamak bir tercih değil, bir kimliktir.
Bir evde cenaze varsa mahallenin sesi kısılır,
komşunun tenceresi soğuksa kimse tok yatmazdı.
Çünkü bu toprağın insanı bilir:
Umursamak,
insan olmanın, yaratılıştan gelen o saf fıtratın ilk şartıdır.
…
Peki sonra bize ne oldu?
Nasıl oldu da komşusunun acısına koşarak giden ellerimiz,
bugün ekranın soğuk camında bir çocuğun feryadını,
bir anneyi, yıkılan bir şehri…
tek bir parmak hareketiyle yukarı kaydırır hale geldi?
Cevap basit, ama bir o kadar ürpertici:
“Bize umursamamayı adım adım öğrettiler.”
Tarih boyunca muktedirler yalnızca yasaları değil;
insanların neye üzüleceğini, neyi görüp neyi görmeyeceğini de manipüle etti.
Binlerce yıl önce Hammurabi ‘nin yasaları Güneş Tanrısı Şamaş’ın elinden alırken resmedilmesi bundandı;
çünkü insan, kutsal saydığı şeyi sorgulamazdı.
Bugün ise önümüze konan yeni kutsalın adı:
Dijital Akış ve Hız.
…
Peki biz bu kutsalın gölgesinde umursamamaya nasıl alıştırılıyoruz?
Acı, Kutsal Standartlara Göre Sınıflandırılıyor:
Egemen güçler, hangi acının “meşru”, hangi felaketin ise sadece bir “istatistik” olduğuna karar veriyor.
Bir tarafın gözyaşı manşetlere taşınırken, diğer tarafın yıkımı “sistemin zorunlu maliyeti” sayılarak görünmez kılınıyor.
Zihnimiz, kutsanmayan acıya körleşmeye alıştırılıyor.
Ahlaki Sorumluluk Algoritmalara Devrediliyor:
Tıpkı Babil insanının kralın kurallarını tanrının kararı sayıp pasifleşmesi gibi, biz de dijital çağın ekranlarını sorgulanamaz bir hakikat gibi kabul ediyoruz.
Parmağımızı kaydırdıkça, acının sorumluluğunu ekranın hızına yüklüyor, vicdanımızı pasif bir seyirciye dönüştürüyoruz.
Normalleştirilmiş Görelilik:
Sistem bize “her şeyin, her an yaşanabileceğini” öğreterek felaketi hayatın sıradan bir dekoru haline getiriyor.
Dünyanın bir yerinde bir çocuk ölürken ertesi günün hava durumunu konuşabilmemiz; “hayatın kutsal akışı” adı altında bize normal diye yutturulmasındandır.
…
Sonuçta biz doğuştan merhametsiz veya kötü insanlar olduğumuz için umursamaz hale gelmiyoruz.
Biz; neye ağlayıp neye bakıp geçeceği tayin edilen,
tepkisizliği bir “süreklilik ve düzen şartı” olarak kabul etmeye alıştırılmış
kitlesel bir kurbanlar topluluğuna dönüşüyoruz.
Fakat…
Bütün bu söylediklerimizi, kelimelerin ötesine geçip sınayacak somut bir fırsat var önümüzde.
Filistin Kara Konvoyu Sakarya’da olacak.
Birkaç gün konaklayıp yoluna devam edecek.
Ancak belki de asıl yolculuk, tam da o gün başlayacak.
Çünkü o konvoy yalnızca Filistin’e doğru gitmeyecek;
her birimizin vicdanından, tam içinden geçecek.
İşte o gün soru netleşecek:
Sakarya haritada sadece bir güzergâh mı olacak,
yoksa umursamanın hâlâ bu topraklarda diri olduğunu tüm dünyaya gösteren bir kale mi?
…
Umursamak, bazen insana ağır bir yük olur;
bedel ödetir, uykusuz geceler bırakır.
Ama insanı ayakta tutan da,
insanı gerçekten “insan” kılan da tam olarak bu bedeldir.
Bir bebeğin ağlamasına dönüp bakabilmektir umursamak.
Yaşlı bir komşunun kapısını mahcubiyetle çalabilmektir.
Hiç tanımadığın bir çocuk için içinin titremesi,
hiç görmediğin bir annenin gözyaşını kendi yüreğinde ağır bir taş gibi taşıyabilmektir.
İşte merhamet böyle başlar.
İnsanlık ancak böyle çoğalır.
Ve bütün bunlar, fıtratımıza emanet edilen o ilk vicdandan filizlenir.
…
Sakarya’da sınanacak olan basit bir organizasyon ya da bir karşılama töreni değildir.
Sınanacak olan;
ekranların uyuşturduğu, hıza ve akışa kurban edilen bu çağda
başkasının acısını hâlâ kendi acımız gibi hissedebilme kabiliyetimizdir.
Çünkü bazen bir şehrin gerçek nüfusu, nüfus sayımındaki rakamlar değildir.
O şehrin gerçek nüfusu;
hiç tanımadığı insanların acısını kendi yüreğinde taşıyabilen insanların sayısıdır.
Ve dijital çağ fıtratımızı ne kadar yeniden programlamaya çalışırsa çalışsın;
insanı ayakta tutan o son, en dayanıklı yazılımın adı hâlâ aynıdır:
Umursamak.
