Sapanca INFO

İbrahim Halil SOĞUKOĞLU

Sapanca’da Yunana, Suriye’de Fransızlara kök söktüren emperyalistlerin korkulu rüyası Fevziye’den Seyyid İbrahim Halil SOĞUKOĞLU kimdir?



İbrahim Halil Efendi, Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Cumhuriyetin ilk yılları arasında siyasi çalkantıların çok yoğun olduğu, iki dünya savaşının meydana geldiği bir zaman diliminde yaşadı. Milli mücadele döneminde Sapanca’nın Yunan işgalinden kurtulmasında,  birinci dünya savaşında Türkiye’nin düşman işgalinden kurtuluşunda, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasında, Fransızların Suriye’den çıkarılmasında ve İslam inancının bölge halklarında sağlamlaştırılmasında aktif rol üstlendi. Dört mezhep Akâid ve Fıkhını bilen, tasavvuf, alternatif tıp ve birçok ilimde söz sahibi olan, on iki ayrı dilde konuştuğu yakınları tarafından ifade edilen, Türkiye’ye dinî hürriyetlerin getirilmesinde çok önemli çalışmaları olmasına rağmen hem Türkiye’de hem de Suriye’de yeterince tanınmamış olan Fevziyeli Seyyid İbrahim Halil SOĞUKOĞLU’nu tanımak ve tanıtmak için elimizden geleni yapmayı Sapanca INFO olarak vecibe bildik.


SApanca INFO ile Web Tasarım


İbrahim Halil Efendi’nin dedeleri, 93 harbi sonrası Kafkasya’ dan Artvin’e gelir, bir dönem orada kalarak Gürcüleşir, sonra da İzmit’e yerleşirler. Annesi Emine hanımın (ö. 1941) ailesi de Batum muhacirlerinden olup bugünün idari sınırları içinde ki Sapanca Fevziye köyündendir. İbrahim Halil Efendi, Rumî 1317 yılında (Hicrî 1319, Miladî 1901) yılında İzmit’in Gölcük ilçesine bağlı, Sultan II. Abdülhamit tarafından kurdurulan bir Gürcü köyü olan ‘Hamidiye Köyü’ nde (eski adı Borçka) dünyaya gelir. Aynı günlerde, Osmanlı’nın son dönemlerinde Arnavutluk’ta müftülük yapmış, ulemadan bir zat olan babası Said Hilmi Efendi (ö. 1943) Fevziye köyünde imamlık yapmaktadır. 

Seyyid İbrahim Halil Efendinin babası Said Hilmi Efendi, Hz. Muhammed (a.s)’in kırk birinci batından torunu, annesi Şerife Emine Hanım ise Hz. Hasan (ö. 669)’ın soyundan Abdülkadir Geylânî (ö. 1166)’nin yirmi altıncı batından torunudur. Ebû Nûreddin, Ebû Feyzullah, Vehbî, Recâî, Hüdâî, Hüseynî, künye ve lakaplarını kullanan Seyyid İbrahim Halil Efendi’nin nesebi, ayrıca onuncu İmam olarak da bilinen İmam Ali en-Nakî’ den Hz. Hüseyin vasıtası ile Hz. Peygamber’e ulaşır.

İbrahim Halil Efendinin çocukluğu Sapanca’nın Fevziye köyünde geçer. Henüz çocukluk döneminde bile olgun bir kişiliğe sahip olmasından ve bu olgunluğun onu akranlarından daha farklı bir yaşantıya sevk etmesinden olsa gerek ki, çocukluk yıllarını geçirdiği Fevziye köyü ahalisi ona “deli” lakabını takarlar. Bu lakap zem gibi gözükse de aslında onun istikbâli hakkında bir işarettir. Nitekim bu anlamda “Deli olmadan velî olunmaz” sözü de bir darb-ı mesel olarak söylene gelmiştir. 

Ona bu lakabın takılmasındaki en büyük etkenin, Fevziye köyün arkasında kalan dağda kendisine mağara edinip gündüzleri uzun müddet o mağarada ibadet ve zikrullahla vakit geçirmesi olduğu kaydedilir.  

İbrahim Halil Efendi’nin henüz çocukluğunda bu aşk hallerini yaşamasında vâlidesi Şerife Emine Hanım’ın rolü büyüktür. Şerife Emine Hanım, İbrahim Halil Efendi’nin “benim ilk mürşidim vâlidemdir” dediği takva sahibi saliha bir hanımdır. İbrahim Halil Efendi’ye doğduğu günden itibaren büyük ihtimam göstermiş ve onu abdestsiz ve besmelesiz emzirmemiş, bebekliğinden ona her gün Yasin-i Şerif okumayı görev bilmiştir.

Babası Said Hilmi Efendi, oğlunun eğitimiyle özel olarak ilgilenir. Genç yaşlarda dini ilimlerle onu donatır. İbrahim Halil Efendi henüz altı-yedi yaşlarında Kur’an hafızı olur. Sekiz yaşlarında Muhammed Gelibolu Efendi’nin (ö. 1451) manzum olarak kaleme aldığı Muhammediyye kitabını tamamen ezberler. Bu şekilde devam eden tedrisat, İbrahim Halil Efendi on üç-on dört yaşlarına gelinceye kadar devam eder. İbrahim Halil Efendi bu eğitimin yanı sıra ilk ve orta öğrenimini de tamamlayıp genç yaşına rağmen insanlara vaaz ve nasihat etmeye başlar.

İbrahim Halil Efendi, 1914 – 1927 yılları arasında tasavvuf ilmi için annesi Şerife Emine Hanım’ın da desteğiyle İstanbul’a gider. Şeyh Saîd (ö. 1925) hareketinin ardından ihtiyat askeri olarak askere çağrılır. 17. Kolordu, istihbarat kalem kâtipliğinde yazıcı onbaşı olarak görev yaptığını kendi notlarında belirtir.

Milli Mücadele Döneminde İbrahim Halil SOĞUKOĞLU’nun Sapanca için Yaptıkları

Hayatı sürekli “Milli Mücadele” içerisinde geçen İbrahim Halil SOĞUKOĞLU’nun Sapanca ve Sapanca halkı açısından önemi çok daha büyüktür. 

“Biliş ve Görüşlerim” adlı eserinde gençlik yıllarında başından geçen olayları naklederken anlattığı “Yunanlıların mezalimlerine ait bazı alametlerin zuhuru sebebiyle oraların vaziyetinde bir soğukluk rüzgârının estiğini müşahade ederek Sapanca’ya geçtim. “Kuvâ-yı Milliye” geliyor haberinin ulaşması buralarda birtakım güzel havalar esmesine sebep olmuştu ve memleketin ahval-i elimesinin nihayet bulması ihtimali “Hubbü’l-vatan mine’l-iman” (Vatan sevgisi imandandır) manasına vakıf kimselerde şevk ve heyecan husule getirmişti.” hatırasından, Milli Mücadele döneminde Sapanca’yı işgal eden Yunan güçlerine karşı Sapanca halkının direniş ruhunu canlandıran öncü kişilerden birinin de İbrahim Halil Efendi olduğunu söylersek yanılıyor olmayız. Kendisinin de ifade ettiği şevk ve heyecanı içinde duyan İbrahim Halil Efendi bu büyük mücadeleye iştirak eder.

İbrahim Halil Efendi’nin Vefatı

21 Haziran 1941’de Bakanlar Kurulu kararıyla Manisa’ya mecburi ikamete gönderilir. (Bu arada Suriye, mürid hareketinin de önemli katkılarıyla Fransız manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığını kazandı. Bu mücadele, Fransız Roger Lescot’un “Le Kurd Dagh et le mouvement mouroud” adlı eserinde konu edilerek dünya literatürüne “müridler hareketi” olarak geçer). Halil Efendi “Kürt Beyi” ve “Hâfız Efendi” diye tanındığı Manisa’da irşad faaliyetini sürdürürken 24 Nisan 1952 tarihinde fâili meçhul bir cinayete kurban gider.

İbrahim Halil Efendi’nin Şahsiyeti

İbrahim Halil Efendi, bütün hayatı meşakkat ve sıkıntılarla geçmiş, İslam âleminin kurtuluşu için büyük çabalar sarf etmiş bir zattır. Hayatının ilk dönemleri ilim meclislerinde, gençlik yılları tasavvuf eğitimiyle daha sonraki hayatı siyasi mücadelelerle geçmiştir.

Arife SOĞUKOĞLU (son eşi); İbrahim Halil Efendi’nin dinî ilimlerin yanında diğer bilim dallarında da geniş bilgi sahibi olduğunu zikreder. Tıbbî gelişmelerden haberdar olduğunu, sağlığa ve insan hayatına son derece önem verdiğini, imkânı elverdikçe aile efradının her türlü sıhhî durumuyla bizzat ilgilendiğini ve zamanı geldikçe çocuklarının aşılarını dahi bizzat kendisinin yaptığını söyler. Cemalettin SOĞUKOĞLU (5 nci oğlu), İbrahim Halil Efendi’nin tıbbî metotlarla ve alternatif tıpla pek çok kimseyi tedavi ettiğini, kendisi bizzat bazı hastalarla ilgilenirken, bazılarını da tanıdığı doktorlara sevk ettiğini ve pek çok ümitsiz hastanın iyileşmesine vesile olduğunu aktarır. 

Arife SOĞUKOĞLU; İbrahim Halil Efendi’nin sebeplere son derece önem verdiğini, Allah Teâlâ’nın her şeyi sebeplerle yarattığının üzerinde durduğunu ve sebepleri yerine getirmenin gerekliliğini her ortamda vurguladığını söyler. Özellikle bir konuda suçu olan bir kimsenin suçunu kabul yerine kaderci davranmasına son derece karşı çıktığını aktarır. Yine Arife SOĞUKOĞLU’nun anlattığına göre onun en sevmediği insan tembel insanlardır. Nitekim tanıdığı bir milletvekili kızını oğluna ister. Ona oğlunun sabah namazına kendi kendine kalkıp kalkamadığını sorar. Oğlunun bu konularda biraz gevşek olduğunu duyunca kızını vermez. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra aynı kızını liyakatin den ötürü bazı yapım işlerinde tuttuğu fakir bir işçiye verir.

İbrahim Halil Efendi son derece cesur ve haksızlıklara karşı bir o kadar tahammülsüz olduğu görülür. Nitekim hayatı onun bu vasfını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde rüşvet vermektense haksız yere tutulduğu hapishanede kalmayı tercih ettiği bilinmektedir.

Muhittin SOĞUKOĞLU (7 nci oğlu) onun insanları kandıran sahte hocalara karşı da son derece sert olduğunu, dinin nefsî emellere alet edilmesine müsaade etmediğini ve bulunduğu her yöredeki sahte hoca ve şeyhlerin hakikatini halka gösterdiğini kaydeder.

İbrahim Halil Efendi gösteriş ve riyakârlıktan hiç hoşlanmazdı. Özellikle dinî hususlarda gösteriş yapanlara, insanların güvenini kazanmak için sarık, şalvar giyilip sakal bırakılmasına karşı çıkardı. Bu anlamda insanların sakalına aldanacağını düşündüğü henüz yetişmemiş bazı dervişlerine sakallarını tamamen tıraş ettirmiştir.

Hukukî konularda da geniş bilgi sahibi olduğu anlaşılan İbrahim Halil Efendi’nin on iki ayrı dilde konuştuğu yakınları tarafından ifade edilmiştir. Cemalettin SOĞUKOĞLU’nun ifadesiyle o, bildiği bu dillerden birisini on günde konuşacak seviyede öğrenmiştir. Onun şu dillerde konuştuğu görülmüştür: Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Fransızca, Gürcüce, Çerkezce, Pomakça, Lazca, Arnavutça, Bulgarca ve Romanca.

Onu tanıyanların ifadesiyle İbrahim Halil Efendi aldığı nefesi Allah Teâlâ’nın rızası olmadıkça vermeyecek birisidir. Bütün ömrünü bu uğurda tüketmiştir. İnsanların kendisi hakkında ne diyeceklerine değil, Hakk’ın ne diyeceğini önemsemiştir. Bu anlamda onun Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasında da Suriye’deki mücadelesinde de en önemli niyeti Hakk’a hizmet etmektir. O, yaptığı bütün hizmetleri Allah rızası için yaptığından dolayı mükâfatını da Allah Teâlâ’dan beklemiş ve bu nedenle hiç kimseden maddî-mânevî bir beklenti içerisine girmemiştir.

Kaynak
Sakarya Üniversitesi | İbrahim Halil Efendi’nin hayatı ve İtikadi Görüşleri | Fehmi Soğukoğlu
Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu | Millî Mücadele’de Güney Bölgesi Sempozyumu
e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi | İbrahim Halil Soğukoğlu ve Kürt Dağı Mürit Hareketi
CBÜ Sosyal Bilimler Dergisi | Seyyid İbrahim Halil Efendi ve “Kenz-i Şumûs”
İslam Ansiklopedisi
Yeni Akit Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Gölcük Vizyon İnternet Haber Sitesi

Yorum Yap

İçimdeki BEN, Dışımdaki SEN ve SAPANCA ...